Türkiye – Çin İlişkileri ve AKP’nin Uygur Politikasında Yaşanan Büyük Dönüşüm

EMRE DEMİR

2021 yılı hem Çin hem de Türkiye-Çin ilişkileri için önemli bir yıl dönümüdür. 2021, Çin Komünist Partisi’nin 100. kuruluş yıl dönümü, Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki diplomatik ilişkilerin kuruluşunun da 40. yılıdır.

Kırk yıllık süreçte iki ülke arasındaki ilişkiler hem ciddi bir biçimde gelişmiş hem de önemli bir dönüşüm geçirmiştir. İki ülke arasındaki ilişkilerin, özellikle son on yılda büyük gelişme kaydettiği görülmektedir. Bu dönemde Çin, Türkiye ekonomisindeki ağırlığını artırmış ve özellikle ikili ticari ilişkiler Çin’in lehine olacak şekilde ciddi bir gelişim kaydetmiştir. Bu süreçte ayrıca AKP hükümetlerinin Uygur meselesine yönelik tutumunda önceki döneme kıyasla büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. İkili ilişkileri en derinden etkileyen üç unsur olan ekonomik/ticari ilişkileri, Kuşak ve Yol Girişimi ve yatırım ilişkilerini ve Uygur meselesini kısaca ele almak, Türkiye-Çin ilişkilerini ve Türkiye’nin Çin’e yönelik politikalarında son yıllarda yaşanan dönüşümü anlamak açısından faydalı olacaktır.

Türkiye açısından Çin ile ilişkilerindeki en büyük sorun, çok büyük bir açık ile karşı karşıya bulunduğu ticaret alanında yaşanmaktadır. Dünyanın en büyük ticaret ülkesi olan ve dış dünya ile ticaretinde uzun yıllardır artı veren Çin, Türkiye ile ticaretinde de mutlak bir üstünlüğe sahiptir. Ülke, korona virüsünün küresel tedarik zincirleri ve dünya ticaretinde yarattığı tahribata rağmen 2020 yılında ihraç ettiği ürünlerin değerini bir önceki yıla göre 92 milyar dolar artırarak toplamda 2,591 trilyon dolarlık ihracat hacmine ulaşmıştır. Toplam ithalatı ise 23 milyar dolar azalarak 2,055 trilyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Aynı süreçte Türkiye’nin toplam ithalatı bir önceki yıla göre 9 milyar dolar artarak 219 milyar dolara ulaşmış, ihracatı ise 11 milyar dolar azalarak 169 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu dönemde ikili ticaret de Çin’in lehine olacak şekilde gelişme göstermiştir. 2019 yılında Türkiye’nin 2,726 milyar dolarlık ihracatına karşılık Çin, 19,128 milyar dolarlık mal ihraç etmişken 2020 yılı için ihracat hacimleri 2,865 milyar dolara karşılık 23,041 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Diğer bir deyişle Türkiye’nin Çin’e karşı verdiği dış ticaret açığı, 16,4 milyar dolardan 20,176 milyar dolara çıkmıştır. Kısacası, Türkiye’nin Çin’e ihraç ettiği her 1 birim mala karşılık Çin, Türkiye’ye ortalama 10 birim mal ihraç etmiştir.

Türkiye’nin Çin ile ticaretindeki bu büyük açığın kapatılması kısa vadede mümkün görünmemektedir. Bunun temel nedeni, iki ülkenin birbirine sattığı ürünlerin katma değerindeki farkta yatmaktadır. Türkiye’nin Çin’e ihraç ettiği ürünler ağırlık olarak maden, tarım ürünleri ve ara malları gibi katma değeri nispeten düşük mallarken, Çin, Türkiye’ye ağırlıklı olarak elektrikli makinalar ve mekanik cihazlar gibi katma değeri yüksek ürünler satmaktadır. İki ülke ticaretindeki Türkiye aleyhine olan açığın azaltılması için ülkenin katma değeri çok daha yüksek olan ürünlerin ihracatına yoğunlaşması gerekmektedir. Bu tabii ki kısa vadede gerçekleştirilebilecek bir dönüşüm değildir. Bunun için ülke ekonomisinin yapısal anlamda bir dönüşüme ihtiyacı vardır. Aksi halde Türkiye, Çin ile olan ticaretinde her geçen yıl daha da büyüyen bir açıkla karşı karşıya kalacaktır.

Türkiye, her ne kadar Çin’e karşı ticaret alanında dezavantaja sahip olsa da bu durum, Çinli turistlerin Türkiye’ye yaptığı maddi katkılar ile bir nebze de olsun giderilmektedir. Son yıllarda Türkiye’ye gelen Çinli turist sayısı, korona virüsünün turizm sektörünü çok olumsuz etkilediği 2020 yılı dışarıda tutulursa, düzenli bir artış göstermiştir. 2018’de Türkiye’yi 340 binin üzerinde Çinli ziyaret ederken, bu sayı 2019’da 377 bini aşmış, 2020’de ise korona virüsünün ülkeler arasındaki insan trafiğini durdurması nedeniyle 36 bin ile sınırlı kalmıştır. Her ne kadar en yüksek olduğu dönemde bile Türkiye’ye gelen Çinli turistlerin toplam turistlere oranı %1’in altında kalmışsa da Çinli turistler, ortalama turistlere kıyasla çok daha yüksek miktarlarda harcama yapmaktadır. Öyle ki 2019 yılında Türkiye’ye gelen 41 milyona yakın turistin kişi başına düşen ortalama harcaması 700 dolar civarındayken, bu miktar Çinli turistler için 3000 dolar civarındadır. Diğer bir deyişle Türkiye’yi ziyaret eden ortalama bir Çinli turist, diğer milletlerden ortalama bir turistin 4 katından fazla bir miktarda harcama yapmaktadır. 2019 yılında 155 milyona yakın Çinli turist dünyanın farklı noktalarını ziyaret etmiştir. Türkiye’nin bu devasa pastadan aldığı pay maalesef çok küçüktür. Dolayısıyla Türkiye’nin Çinli ziyaretçi sayısını mümkün olan en kısa sürede artırması ve ilk etapta 1 milyona, ardından da birkaç milyona çıkarması, ülkeye giren döviz miktarında önemli bir artış sağlayacaktır.

Çin’in Türkiye’ye ekonomik anlamda sağladığı bir diğer katkı Çinli yatırımlardır. Bu noktada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in 2013 yılında başlattığı ve Çin açısından 21. yüzyılın projesi olarak adlandırılan Kuşak ve Yol Girişimi, Türkiye için büyük yatırım fırsatları sunmaktadır. Bu girişim, tarihi İpek ve Baharat yollarını günümüz koşullarında canlandırmayı amaçlamakta ve Çin’in Avrupa’ya ulaşımını hem karadan hem de denizden güçlendirmeyi, dolayısıyla da Avrasya’nın ulaşım altyapısını inşa etmeyi ve yenilemeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda Çin, Kuşak ve Yol güzergahındaki ülkelere 1 trilyon dolarlık yatırım yapmayı planlamaktadır. Türkiye, coğrafi konumu dolayısıyla projenin önemli ayaklarından biri olarak planlanan Orta Koridor üzerinde bulunmaktadır. Bu güzergâh Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nden başlayarak Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan ve Gürcistan üzerinden Türkiye’ye ulaşmakta ve buradan da Avrupa’ya bağlanmaktadır. Türkiye, Avrupa ve Asya arasında köprü olma avantajını kullanarak altyapı ve enerji gibi alanlarda Çin’den önemli miktarda yatırımı çekme potansiyeline sahiptir. Bu ülkeden Türkiye’ye yapılan yatırımlar henüz istenen seviyeye gelmemişse de 1000’in üzerinde Çinli firma finans, gayrimenkul, üretim ve altyapı gibi alanlarda yatırım yapmıştır. Bu yatırımların öne çıkanlarından biri, 2020’nin Ocak ayında İstanbul Boğazı’ndaki 3. köprünün Çinli bir konsorsiyum tarafından satın alınmasıdır. Çin’in bir önceki Türkiye Büyükelçisi Deng Li, 2021 yılı sonu için hedeflenen Çinli yatırım miktarını 6 milyar dolar olarak açıklamıştır. Kısacası, Türkiye’ye yapılan Çin yatırımları, turizm gelirleri ile birlikte düşünüldüğünde Türkiye’nin aleyhine olan ticaret dengesizliğinden kaynaklanan döviz çıkışını azaltmak açısından önemli bir rol oynayabilir.

Türkiye siyasetinde ve ekonomisinde son yıllarda yaşanan krizler, ülkenin ekonomik yapısını daha da kırılgan bir hale sokmuş ve dış kaynak ihtiyacını artırmıştır. Çin, özellikle 2018 yılından bu yana Türkiye’nin dış finansmanında önemli bir aktör olarak öne çıkmıştır. 2018’in yaz aylarında yaşanan döviz krizi sırasında Çin, sermaye girişlerinde sorun yaşadığı bir dönemde Türkiye’ye enerji ve ulaştırma sektörlerinde kullanılmak üzere 3,6 milyar dolarlık bir kredi sağlamıştır. Bir yıl sonra 2019’un haziran ayında bu kez Çin Merkez Bankası, 1 milyar dolarlık kaynak sağlamıştır. 2020’nin Mart ayında ise Çin İhracat ve Kredi Sigortası Kurumu ile Türkiye Varlık Fonu arasında iki ülke arasındaki ekonomik, ticari ve yatırım iş birliğini güçlendirmek amacıyla kullanılmak üzere 5 milyar dolarlık bir mutabakat belgesi imzalamıştır. Diğer bir deyişle Çin, özellikle Kuşak ve Yol Girişimi ile bağlantılı projelerde kullanılmak üzere Varlık Fonu’na kaynak sağlamıştır. Son olarak, bu yılın Mart ayında Çin Eximbank, Ziraat Bankası’na yerel paralarla ticaretin artırılması ve geliştirilmesi için kullanılmak üzere 400 milyon dolarlık bir kredi sağlamıştır.

Son yıllarda ekonomi ve finans alanlarında yaşanan gelişmeler, AKP hükümetlerinin Türkiye’nin Çin ile ilişkilerindeki en hassas konu olan Uygur meselesine yönelik politikasında önemli bir değişim yaşanmasına yol açmıştır. Bugünün AKP’li yöneticileri, henüz daha AKP ortada yokken 1990’larda ve AKP’nin 2002’de iktidara gelmesinin ardından; ama özellikle de Urumçi ayaklanmalarının yaşandığı 2009 yılından 2019 yılının ilk aylarına kadarki süreçte Uygur meselesi nedeniyle Çin devletini açıktan ve sert bir biçimde eleştirmiştir. Öyle ki 2009 yılının temmuz ayında Urumçi’de meydana gelen ayaklanmalara Çin devletinin sert müdahalesini dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “adeta soykırım” olarak tanımlamış ve Çin’in Uygurlara yönelik politikalarını sert bir biçimde eleştirmiştir. Çin devleti, meseleyi kendi iç işi olarak görmekte ve bu konuyla ilgili yapılan eleştirilere karşı çok sert bir tutum takınmaktadır. Benzer bir durum Erdoğan’ın 2009 yılındaki açıklaması ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın 2019 yılının şubat ayında yaptığı sert Uygur Türkleri açıklaması sonrasında da yaşanmıştır. Öyle ki Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasının ardından Çin’in Türkiye Büyükelçisi, bu tür açıklamaların Çinli yatırımcıları rahatsız ettiği ve devam etmesi durumunda Türkiye’ye yatırım gelmeyeceği “uyarısında” bulunmuştur. Yine benzer bir tepki, İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Twitter hesabından yaptığı “Doğu Türkistan bir gün mutlaka bağımsız olacak!” paylaşımının ardından da yaşanmıştır. Akşener’in paylaşımının ardından Çin Ankara Büyükelçiliği, “Çin tarafı, haklı karşılık verme hakkını saklı tutmaktadır.” diyerek Akşener’e açıkça meydan okumuştur. Uygur meselesinde AKP’nin Cumhur İttifakı’ndaki ortağı MHP’nin son yıllardaki sessizliği de dikkat çekicidir.

AKP hükümeti, Uygur meselesi konusunda Haziran-Temmuz 2019’dan itibaren önemli bir politika değişikliğine gitmiştir. Her ne kadar Türkiye basınında yer almasa da Çin basını, Erdoğan’ın 2 Temmuz 2019’da Pekin’de Başkan Xi ile yaptığı görüşmede “Sincan bölgesinde yaşayan halkın mutlu bir yaşam sürdüğü” yönünde bir açıklama yaptığı iddiasında bulunmuştur. Yine Çin basınına göre Erdoğan, Türkiye’nin aşırıcılığa karşı olduğunu vurgulayarak Çin’le karşılıklı siyasi güveni arttırmak ve güvenlik iş birliğini güçlendirmek istediklerini ve Türkiye’nin Çin karşıtı eylemlere izin vermeyeceğini belirtmiştir. Çin’in duyduğu memnuniyeti ise Xi görüşme sonrası yaptığı açıklamada dile getirmiştir. Xi, açıklamasında Erdoğan’ın, Türkiye’deki herhangi bir gücün Çin’e karşı ayrılıkçı bir eylemde bulunmasına izin verilmeyeceğine dair verdiği güvenceye atıfta bulunarak Erdoğan’a teşekkürlerini iletmiştir.

AKP’nin Uygur politikasındaki bu büyük değişimin en önemli nedeni, kanaatimce son yıllarda iki ülke arasında güçlenen ekonomik ve mali ilişkilerde yatmaktadır. Çin devletinin, kriz anlarında Türkiye’ye destek çıkması ve ülke ekonomisi için önemli bir mali kaynak haline gelmesi, AKP’nin Çin’e karşı politikalarını gözden geçirmesine neden olmuş ve bu da özellikle Uygur meselesinde büyük bir dönüşümün yaşanmasına yol açmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: