Doğu Akdeniz’in Önemi ve Türkiye

ÖZKAN GÖNÜL

Doğu Akdeniz, Türkiye için jeopolitik, jeostratejik ve jeokültür açısından önem arz etmektedir. Türkiye, batısında Avrupa ülkeleri, kuzeyinde Rusya, kuzeydoğusunda Kafkas ülkeleri, güneyinde Ortadoğu ülkeleri ve doğusunda Hazar havzası bulunmaktadır. Bununla beraber enerjiye sahip bölge devletleriyle bu enerjiye ihtiyaç duyan ülkeler arasında kilit konumdadır. Diğer önemli konu ise dört tarafında farklı kültürlerin olmasıdır.

Doğu Akdeniz’in jeopolitik ve jeostartejik açıdan her dönem önemli olmuştur. ABD Deniz Subayı Amiral Alfred Thayer Mahan’ın geliştirdiği Deniz hâkimiyet teorisini açıkladığı The Influence Of Sea Power Upon History (1660-1783). İsimli kitabında “Denizlere hâkim olan dünyaya hâkim olacaktır” demiştir. Mahan’a göre; açık denizler kıtaları birbirine bağlayan yollardır. Bu yollara hâkim olan dünya ulaşım hatlarına hâkim olur. Ayrıca bölge, Nicholas J.Spykman’ın “Kenar Kuşak teorisinde” belirtilen “İç Hilal” da yer almaktadır. Doğu Akdeniz bu anlamda stratejik konuma sahiptir.

Doğu Akdeniz, Enerji kaynaklarının varlığı ile hem enerji diplomasisinin hem de küresel güçlerin üzerinde çatışmalar yaşadığı alanların ilk sıralarına yerleşmiştir. Siyasi çalkantıların, terörist ve kaçakçılık faaliyetlerinin yoğun olduğu Akdeniz Havzası, enerji kaynaklarının tespiti ile çok daha gergin bir yapıya bürünmüştür. 

Enerji Güvenliği çerçevesinde Türkiye ve Akdeniz     

Enerji güvenliği, kaynaklara erişmede süreklilik, güvenilir, ucuz ve temiz, tutarlı ve istikrarlı fiyatlandırma, şeffaf ve sağlıklı işleyen rekabet koşullarının oluşumu, enerji kaynağının dağıtımında politik tehdit ve şantajdan uzak, yüksek verimlilik ve adil dağılım çerçevesinde güvenilir nakil hatlarına erişim şeklinde tanımlanabilir. 

Enerji güvenliğinin temel parametrelerini üretim, dağıtım ve iletim sistemlerine yönelik tehditler, yaşanabilecek kesintiler, doğal afetlerden kaynaklı engellemeler, iç savaşlar, grevler, lokavtlar ve ambargolar gibi konular oluşturmaktadır. Enerji güvenliğinin en önemli bölümünü deniz ticareti oluşturmaktadır. Dünya ticaretinde yüksek maliyetli olmasına rağmen yaklaşık %90’ı deniz üzerinde gerçekleşmektedir. 2013 yılı verilerinde petrolün %63’ü doğalgazın ise sıvılaştırılmış doğalgaz biçiminde %31,4’ü deniz yoluyla taşındığı görülmektedir. Limanların, nakil hatlarının ve nakil araçlarının güvenliğinin olmaması enerji güvenliğinin ortadan kalktığını ve üretim ile ticaret ilişkisinin de çökmesi anlamına gelmektedir.  

Enerjide güvenliğin sağlanması konusunda beş temel koşul bulunmaktadır. Birincisi; jeolojik koşullara dayalı kaynakların çıkarılabilmesi ile ilgili olarak ulaşılabilirlik, ikincisi; jeopolitik çerçevede coğrafi açıdan elde edilebilirlik, üçüncüsü;  ekonomik açıdan mali güç dengesi, dördüncüsü; kabul edilebilirlik. Sayın Çelikpala bu dört koşula hiçbir engelleme, akşama ve istikrarsızlıkla karşılaşılmaması çerçevesinde “sürdürülebilirlik” hususunu eklemiştir. 

Türkiye, Süveyş kanalının açılması ve Bakü-Tiflis-Ceyhan ham petrol boru hattının faaliyete geçmesi ile çok daha önemli hale gelen Doğu Akdeniz Havzasında artan tanker trafiğiyle beraber denizde açığa çıkan güvenlik probleminden kaynaklı 1 Nisan 2006 tarihinde Akdeniz Kalkanı Harekâtını gerçekleştirmiştir. Aksaz, Mersin, İskenderun ve Gazimagosa limanlarının da kullanıldığı harekâtta 2 görev birliği ile helikopter ve karakol uçakları ile desteklenerek icra edilmiştir. Harekâtın çerçevesini oluşturan alanlar, Türkiye’nin deniz yetki alanları içerisindedir. Bu harekâtla amaçlanan özellikle Arap Baharı ile gelişen Suriye krizinden kaynaklı oluşan deniz terörü ve hukuksuzluklara karşı caydırıcılık, denizde durumsal farkındalık ve bölgedeki hak ve menfaatlerin korunmasına yöneliktir.

Akdeniz havzasında iki önemli konu güvenliği belirleyecektir. İlki elde edilen enerjinin taşınması sorunu burada geçiş ülkelerinin durumu da belirleyici olmakta diğeri ise çıkarılan enerjinin bölge devletlerinin ihtiyacını karşılamasıdır. Akdeniz de istikrar ve güvenliğin sağlanması en çok AB ülkelerini memnun edecektir.

Doğu Akdeniz’de Güvenlik Sorunları

Doğu Akdeniz, enerji kaynaklarının bulunmasıyla birlikte çok daha önemli konuma gelmiştir. Özellikle bulunan enerji rezervlerinin paylaşılması, depolanması ve nakli konusunda enerji diplomasisi ve küresel güçlerin enerji senaryolarının merkezinde yer almaya başlamıştır. Bu noktada havza devletlerinin münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı konularında egemenlik tesisinin uluslararası hukuk çerçevesinde değerlendirilmemeleri bölgenin, kuvvet kullanma konusunda fiili durum yaratılacağı ve güvenliğin ortadan kalkarak gerilimi derinleştireceği açıktır. Ayrıca bölge devletlerinin birbirleri ile yaşadıkları sorunlar ve bu sorunlara küresel güçlerin dâhil olması sorunların daha da karmaşık hale dönüştürmektedir.

Kıta sahanlığı sorunu

Kıta Sahanlığı,  kıyı devletinin açığında kıyıya bağlı deniz tabanında cansız varlıkların araştırılması ve kullanılması konusunda münhasır hakka sahip olduğu deniz yetki alanıdır. 200 mili açığa karşılık gelen deniz dibinde 2500 metreyi bulan üst sınırı her koşulda 350 deniz mili bulan alandır. 1958 tarihli Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesinin 1. Maddesi; karasuları açığında olan 200 m derinlik içerisinde deniz üstü, deniz içi ve deniz tabanının altında bulunan doğal kaynakların işletileceği alanlar ile ada kıyıdaşı olup deniz üstü, deniz içi ve deniz tabanının altını kapsamaktadır. 1982 BMDHS’de ise yetersiz kalan kriterler 200 mil Münhasır ekonomik Bölge ile birleştirilmiştir.

Bu iki sözleşmede sahildar devlet egemenlik hakkına sahiptir ve bu hakkını kullanırken herhangi bir açıklama, ilan ve bildirimde bulunma zorunluluğu yoktur. Bu hakka sahip olan kıyı devleti, izin vermeden diğer devletlerce kullanılmasına imkân yoktur. Kıta sahanlığının sınırlandırılmasında iki ülkenin anlaşılmaması durumunda “eşit mesafe” ilkesi devreye girecektir.

Münhasır Ekonomik Bölge sorunu;

Bir devletin karasularından başlayarak 200 deniz mili açığını kapsayan alan içerisinde bulunan deniz içi, deniz tabanı ve toprak altındaki kaynakların kullanımı açısından o devlete ekonomik hakların tanınmasıdır. Bu hakkı 1982 yılında BMDHS ile hukuken kabul edilmiştir.

GKRY, AB’yi de arkasına alarak KKTC ve Türkiye’nin uluslararası hukuktan doğan haklarını yok sayarak 21 Mart 2003 tarihi itibariyle Birleşmiş Milletlere Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla 200 millik münhasır ekonomik bölge ilanında bulunmuştur. Türkiye ise  32° 16° 18° D Boylamı Batısı ve 33° 40° K Enlemi Kuzeyi’ni gösteren alanda uluslar arası hukuktan doğan hak ve menfaatleri olduğunu defaatle dile getirmiştir.

GKRY ve Yunanistan 145.000 km²’lik alanın içerisinde Türkiye’nin 41.000 km² olduğu geri kalan 71.000 km² ve 33.000 km²’lik alanların GKRY ve Yunanistan arasında paylaştırıldığını söylemeleri Türkiye tarafından kabul görmemektedir. Çakışan parsellerle ilgili faaliyette bulunulması halinde hak ve menfaatlerini korumak için her türlü tedbiri alacağını beyan etmiştir.

Doğu Akdeniz Enerji Kaynakları ve Muhtemel Güzergâhlar

ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS), 2010 yılında yayınladıkları raporda, Kıbrıs ile İsrail arasındaki “Leviathan” havzası, Kıbrıs ile Mısır arasında kalan “Nil” deltası, Girit adasının güneydoğusunda kalan “Heredot” havzası ile Kıbrıs adasının çevresi dâhil toplam 30 milyar varil petrol eşitliğine uyan hidrokarbon rezervi olduğunu açıklamıştır. Doğu Akdeniz, jeostratejik olarak 1969 yılında Süveyş Kanalının açılmasıyla çok daha değerli hale gelmiştir. Ümit burnunun çevresinin dolaşılması hem zaman hem de maliyet açısından yük yaratmaktaydı. Süveyş kanalının açılmasıyla Avrupa, Afrika ve Asya üçgeninde doğrudan bağlantı sağlanmış oldu. Dünya denizlerinin sadece %1’ine karşılık gelen Akdeniz Havzası yıllık yaklaşık 220.000 geminin seyriyle dünya deniz trafiğinin 1/3’üne tekabül eden trafik ile bölgenin ne denli yoğun olduğunu göstermektedir.

Doğu Akdeniz, Ortadoğu petrol ve doğalgaz kaynaklarının Avrupa’ya nakli konusunda çıkış noktası olarak görülmektedir. Ayrıca Avrasya Havzasının petrol ve doğalgaz kaynaklarının Avrupa’ya taşınmasında da alternatif hat olarak görülmektedir. Bölgede bilinen 400 milyar varil petrol ve 85 trilyon m³ doğalgaz rezervinin olduğunu ayrıca araştırmalar sonucunda muhtemel rezervlerinde varlığını düşünecek olursak dünyanın enerji politiğindeki önemi görülecektir. Yapılan bu enerji arama faaliyetleri çerçevesinde tahmin edilen enerji kaynaklarının büyüklüğüne bakacak olursak Doğu Akdeniz, enerji nakil hattı olmanın yanında enerji merkezi konumuna da erişecektir.

İsrail-GKRY-Yunanistan Güzergâhı:

Doğu Akdeniz Doğalgaz Boru Hattı Projesi (İsrail-GKRY-Yunanistan)

İsrail ve GKRY’nin Akdeniz havzasından çıkardıkları gazın Avrupa’ya naklini sağlayan Doğu Akdeniz Doğalgaz Boru Hattı adı verilen projeyle, Girit adası üzerinden Yunanistan’a iletilerek oradan Avrupa pazarlarına taşınması amaçlanmıştır. AB tarafından desteklenen bu proje ile yılda 15,3 milyar metreküp doğalgazın GKRY’den Yunanistan’a kesintisiz akışın sağlanması öngörülse de projenin deniz altından geçecek olması ve Girit açıklarında çöken taban yüksek maliyet içermektedir. AB açısından enerji kaynak çeşitliliği önem arz etmektedir. Enerji kaynaklarının dördüncü hattını Türkiye beşinci hattını ise Doğu Akdeniz Doğalgaz Boru Hattı oluşturmaktadır. Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı güvenlik ve politik sorunları özellikle Doğu Akdeniz’de GKRY, Mısır ve İsrail ile yaşanan sorunları gerekçe gösteren AB,  alternatif olan Doğu Akdeniz Doğalgaz Boru Hattının güvenliğine çok daha önem vermektedir.  

İsrail-Türkiye Güzergâhı: İsrail’in Laviathan bölgesinden çıkardığı doğalgazın Avrupa pazarlarına taşınmasında maliyet ve güvenilirlik açısından en uygun güzergâh olan bu hat ile il önce doğalgazın Ceyhan Liman’ı ile Türkiye’ye taşınması sonrasında TANAP ve TAP ile Avrupa’ya taşınması amaçlanmaktadır. Bu proje onaylanması halinde Türkiye’nin mevcut alt yapısı bölgenin sahip olduğu rezervi Avrupa pazarlarına taşınmasında en elverişli yol olarak görülmektedir.

İsrail-Mısır Güzergâhı: İsrail için doğalgazının ihracında diğer bir seçenek Mısır’ın sahip olduğu sıvılaştırma terminallerinin kullanılmasıdır. Laviathan bölgesinden çıkarılan doğalgazın Mısır’ın Idku ve Damietta doğalgaz sıvılaştırma terminallerinde LNG haline getirilip ihracının yapılması amaçlanmaktadır. Mısır’ın piyasaya dönmesi GKRY’nin de alt yapısının olmamasını da göz önünde bulundurulması sonucunda Türkiye seçeneği öne çıkmaktadır. Mısır ile İsrail arasındaki anlaşma Doğu Akdeniz’in sonraki süreçte nasıl şekilleneceğine de ışık tutmaktadır. Bu hatta ABD’li Noble Energy ile İsrail’li Delek Group, İsrail sahasından çıkarılan gazı on yıl boyunca Mısır’daki Dolphinus  Holdinge yaklaşık 64 m³ doğalgaz taşıyacaktır.

GKRY-Mısır Güzergâhı: Doğu Akdeniz gazının nakli konusunda ön görülen diğer bir proje GKRY’nin Afrodit bölgesinden çıkarılacak gazın denizin altından döşenecek boru hatları ile Mısır’ın daz sıvılaştırma terminallerine taşınmasıdır. Bu anlamda işbirliğinin ilk adımı Ağustos 2016’da “İkili Ekonomik İlişkileri Derinleştirme Anlaşması” ile atılmıştır. Ancak Kıbrıs Adasının altyapısının olmaması GKRY için sorun olmaktadır. Bu sorunu aşmak için Doğu Akdeniz’de rezerv sahibi ülkelerle ilişkileri geliştirmeye çalışmaktadır.

Enterkonnekte İletim Hattı Projesi: Doğu Akdeniz havzasından çıkarılacak gazın kullanılmasına yönelik son seçenek Enterkonnekte iletim hattı projesidir. Bu projede rezerv sahip ülkelerin topraklarından gazın ihraç edileceği ülkelere iletim hattının yapılmasıdır. Burada hedeflenen gazın elektrik üretiminde kullanılarak elektrik ihracının yapılmasıdır.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz Enerji Güvenliği Eksenindeki İlişkileri

Doğu Akdeniz’e kıyısı olan devletler; Türkiye, KKTC, GKRY, Filistin, İsrail, Mısır, Suriye, Lübnan, Libya, Tunus, Yunanistan, malta, Bosna Hersek, Hırvatistan, İtalya, Karadağ ve Slovenya’dır. Ayrıca Kıbrıs üzerindeki üslerinin varlığı egemen toprak statüsünde olmasından dolayı Birleşik Krallık’ı da sayabiliriz.

Uluslararası verilerde dünya doğalgaz rezervinin %47’sinin Doğu Akdeniz Havzasında olduğunu göstermiştir. Ancak Doğu Akdeniz’de çok sayıda kıyıdaş ülkelerin olması ve bu ülkelerin hepsinin ortaklaştırarak yapılacak MEB anlaşmasının olmaması bölge için karmaşa yaratmaktadır. Ayrıca MEB’in olmayışı bölgedeki enerji yataklarında arama ve çıkarılan enerjinin ihracında güzergâh sorununu da beraberinde getirmektedir.

Türkiye

Türkiye, GKRY’nin tek taraflı yapmış olduğu anlaşmalar ve adadaki Türklerin haklarını dikkate almamasının yanında ihaleye çıkardığı 1,4,5,6 ve 7 nolu parsellerin de Türkiye’nin kıta sahanlığına girmesinden dolayı yaşanan krize ek olarak 1 Ekim 2011 tarihinde GKRY’nin petrol ve doğalgaz arama faaliyetine girişmesi üzerine Türkiye, KKTC ile yapmış olduğu anlaşmaya dayanarak bölgede petrol ve doğalgaz arayacağını açıklaması krizi tırmandırmıştır. GKRY’nin yapmış olduğu bu girişimlere karşılık Türkiye, GKRY ile işbirliği yapan uluslararası enerji şirketlerine Türkiye’deki enerji ihalelerine girmeyi yasaklamakla tehdit etmiştir. Türkiye’nin KKTC ile yapmış olduğu anlaşma sonrasında TPAO, Koca Reis gemisi ile Afrodit sahasında araştırma yapmış ve Gazimagosa’da Türk Yurdu 1 isimli kuyuda sondaj çalışması yapmıştır. Doğu Akdeniz’de yaşanan enerji krizi, ne İsrail ile yaşanan Mavi Marmara krizi ne Kıbrıs’ın bütünlüğü çerçevesinde yürütülen müzakereler ne Filistin sorunu ne de Arap Baharı ile değişen dinamiklerden bağımsız değildir.

Enerji politiği açısından bakıldığında Doğu Akdeniz, Türkiye için petrol ve doğalgaz ihtiyacı açısından önemli bir bölgedir. Bunun yanında Türkiye’nin Enerji nakil merkezi olması konusunda Doğu-Batı, Güney-Kuzey enerji koridoru, ulaşım ve ticaret yolu üzerinde jeostartejik öneme sahip olmaktadır. Çıkarılan enerji kaynakları Avrupa’ya taşımada Türkiye hub durumundadır. 1960 Garanti ve İttifaklar Antlaşmaları ile Garantör Devlet sıfatı ile Kıbrıs Adası üzerinde söz sahibi olma hakkıyla beraber Kıbrıs’ın geleceğinde de belirleyici olma imkânına sahiptir.

İsrail

İsrail 1960’lardan itibaren Doğu Akdeniz bölgesinde petrol ve doğalgaz arama faaliyeti yürütmektedir. GKRY ile beraber yaptığı çalışmalarla Kıbrıs’a yönelik askeri üs edinmek istemektedir. Limasol’da doğalgaz çevrim santrali ve güvenlik konusunda çok sayıda İsraillinin yerleştirilmesi ile Filistin benzeri yerleşke kurma amacı yatmaktadır. İsrail’in Akdeniz’deki, petrol ve doğalgaz tesislerini korumak için 1,4 milyar dolar tutarında askeri yatırım planlamaktadır. Filistin tarafından yapılacak füze saldırısı ile Mısır tarafında Sina’dan gelebilecek terör saldırısı yönünde tehdit algılamaları vardır. İsrail, Tamar ve Lavıathan gaz havzalarından çıkaracağı enerji ile dışa bağımlılığını azaltmanın yanında fazlasını ihraç etmeyi amaçlamaktadır.

Türkiye – İsrail ilişkileri, İsrail – Filistin ilişkilerinin yarattığı gerginlikten sürekli etkilenmiştir. 2006 yılında Halid Meşal’in Türkiye ziyaretiyle gerginleşen ilişkiler, 2009 yılında Davos’da kopma noktasına gelmiş ve 2010 yılında Mavi Marmara vakası ile iki ülke arasında ilişkiler tamamen dondurulmuştur. Bu durumun ardından Türkiye – İsrail ilişkileri askıya alındığından Türkiye, hava sahasını İsrail’e kapamıştır. İsrail, Türkiye’nin bu tavrı üzerine GKRY ve Yunanistan ile ilişkileri geliştirmiştir. Doğu Akdeniz’de çıkarılan petrol ve doğalgazın Avrupa pazarlarına taşınmasında en uygun yolun Türkiye üzerinden geçtiği gerçeğini bilen İsrail çıkardıkları petrol ve doğalgazı kendi iç piyasalarında değerlendireceğini açıklamışlardır. İsrail, Türkiye ile yaşadığı gerginlik nedeniyle Doğu Akdeniz’de müttefik ihtiyacını GKRY ve Yunanistan ile kısmen de olsa karşılamıştır. İsrail, Rum yönetimi ve Yunanistan ile birlikte yer aldığı projede Türkiye’yi saf dışı bırakıp Rum yönetimi ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya taşımayı amaçlamaktadır.  

Mısır

Kızıldeniz ve Akdeniz arasında bulunan petrol ve doğalgaz rezervleri ile Ortadoğu ve Afrika arasından bulunmasından dolayı Mısır önemli konuma sahiptir. İç talebin sürekli artması ve 2013 yılında bıraktığı doğalgaz ihracatını tekrar yapmak istemesiyle “Shorouk” ayrıcalığında Zohr havzası ile ilgili faaliyetini genişletme çabası içerisindedir. Bundan dolayı yeni ittifak arayışını hızlandıran Mısır, GKRY ve Yunanistan ile “Kahire Deklarasyonu” adıyla yayınladıkları deklarasyonla ilişkileri geliştirdikleri görülmektedir.

Mübarek sonrası dönemde Abdülfettah El-Sisi’nin ülkeyi yabancı petrol şirketlerine açması sonucu 2015’te İtalyan ENI şirketi Mısırın Doğu Akdeniz açıklarında doğalgaz rezervi bulduğunu açıklaması Mısır için yeniden enerji ihracatçısı konuma gelmeleri anlamını taşıyordu. Mısır’ın 17 yıllık enerji ihtiyacını karşılayacak Zohr rezervi enerji piyasasında yeniden masaya oturmak anlamına gelmektedir. Mısır, GKRY ve Yunanistan ile ikili ilişkileri geliştirip GKRY ile imzaladıkları ikili sınır anlaşması ile Türkiye’nin dışarıda tutulmuş ve arama faaliyetlerine Türkiye olmadan devam etmektedirler.

GKRY (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi)

GKRY, özellikle 2004 sonrası Türkiye’nin bütün itirazlarına rağmen KKTC’yi yok sayarak AB üyesi olması ile Akdeniz bölgesinde politik değerini ve girişimlerini arttırmıştır. Türkiye’nin geçmişten gelen ve olumsuz ilişkileri olduğu Ermenistan, İsrail ve Rusya ile ilişkilerini derinleştiren GKRY, sadece sorunlu olduğu Kıbrıs politikası çerçevesinde değil bölgede ilişki kurduğu bütün devletlerle birlikte Türkiye karşıtı dış politikasını öncelemiştir. 9 Ocak 2012’de askeri konularda, araç gereç ve teçhizat ile gizli bilgi belge paylaşımı konusunda İsrail ile yapmış olduğu anlaşma ve 2015 tarihinde Rusya ile yapmış oldukları 11 devletlerarası anlaşmada Rusya’nın donanmasına Akdeniz’de kolaylıklar sağlayacak Rusya ise Rum yönetiminin denizcilik konusunda alt yapısını oluşturulmasını sağlayacak. Rum yönetiminin Akdeniz’de kendi güvenliklerini sağlaması ve Türkiye’ye ise gözdağı anlamına gelmektedir. 

Doğu Akdeniz’de gelişmelerin karmaşıklaşmasının temel konu GKRY’nin komşu ülkelerle tek taraflı olarak imzalamış olduğu MEB anlaşmalarıdır. GKRY, 2003 yılında Mısır, 2004 yılında Lübnan ve 2010 yılında da İsrail ile MEB anlaşması imzalamış ve bu anlaşmaya dayanarak hidrokarbon arama bölgeleri belirlemiştir. Yapmış olduğu tek taraflı anlaşmalarla elde edeceğini düşündüğü ekonomik kazanımlar noktasında adada yaşayan Türklerin haklarını dikkate almamıştır.

Yunanistan

Yunanistan, tek taraflı olarak Rodos Adası ile Türkiye arasında kıta sahanlığını belirlerken diğer taraftan GKRY ile de birleşmeyi sağlamaya dönük çalışmalar yaparak Akdeniz’de Türkiye’yi kendi kara sularına sıkıştırmayı amaçlamaktadır. 2009-2011 yılları arasında Türkiye-İsrail ilişkilerindeki gerilimli ortamdan faydalanarak İsrail ile ilişkileri derinleştirmiştir. Doğu Akdeniz denkleminde Türkiye ve KKTC’nin dışarıda tutulması üzerine geliştirdiği politikasının temel nedeni Doğu Akdeniz enerji nakil konusunda Avrupa’ya köprü olmak istemesidir. Yunanistan, Girit, Kaşot, Kerpe, Rodos ve Meis adası çerçevesinde ortay hat şeklinde deniz yetki alanı sınırlandırması yapmayı amaçlamaktadır.

Küresel  Aktörler

AB için enerjide dışa bağımlılık konusunda Rusya’ya karşı alternatif enerji tedarikçilerine ulaşmak birinci derece öneme sahiptir. Bu nokta da Rusya’ya karşı enerji bağımlığını azaltacak olması açısından Doğu Akdeniz önemli bir yerdir. AB enerji komiseri Günther Öttinger yaptığı basın toplantısında, “AB; %90 ham petrole, %66 Doğalgaza, %42 katı yakıta ve %40 oranında nükleer yakıt tedarikinde dışa bağımlıdır” demiştir. Bu açıdan değerlendirildiğinde AB açısından Rusya    bağımlılığı rahatsız edici boyuttadır. Türkiye’nin enerji terminali olma söylemi AB için Doğu Akdeniz’de çıkarılacak enerjinin hem güvenilir hem de alternatif hat olması açısından önemlidir.  

Doğu Akdeniz kritiğinde bir diğer devlet olan Rusya, Kıbrıs cumhuriyeti çerçevesinde Kıbrıs Rum tarafına askeri ve ekonomik yardımlara devam etmektedir. kurulan bu ilişki üzerinden Rus enerji devi GAZPROM, GKRY üzerinden faaliyete bulunmak ve sıvılaştırılmış gaz konusunda alt yapı tesisi kurmak istemektedir. Suriye’de bulunan Tartus üssüne ilaveten GKRY tarafında da ikinci üsse sahip olmak istemektedir. 10 Ocak 2014 tarihinde GKRY Bakanlar Kurulu’nun Rus savaş uçaklarının Andreas Papandreau havalimanını kullanmasına yönelik teklifi onaylamıştır.

Doğu Akdeniz’e etki yaratan bir diğer küresel güç olan ABD, Noble Energy şirketi vasıtasıyla Kıbrıs çevresindeki enerji kaynaklarına müdahil olmuştur. Kıbrıs’ın, ABD’nin askeri operasyonel ve istihbarat çalışması için stratejik önemi vardır. ABD, Doğu Akdeniz’de yaşanabilecek gerilim ve kargaşa sonrası bölgeye Rusya ve Çin’in müdahil olacağını ve bölgedeki dengenin bozulacağını ön görmektedir. ABD politika yapıcıları ABD’nin bölgedeki eğilimlere müdahale etkisinin azaldığını diğer kriterlerin daha etkili olduğunu bölgenin ise jeopolitik parlama noktası olduğunu ileri sürmektedirler. Rusya’nın bölgede varlığı ve politika üretmesi ABD çıkarlarına ciddi tehdit oluşturmaktadır.

Sonuç olarak Doğu Akdeniz havzası, Türkiye, Ortadoğu ve Afrika üçgeninin ortasında bulunmaktadır. Bu havzadaki kaynağın 3,4 trilyon m³ doğalgaz olduğunu düşünecek olursak en önemli problemin üretildikten sonra nasıl taşınacağı sorununun olduğudur. Bu sorun hem küresel denge hem de bölgenin yapısını değiştirecektir. Enerji transferi konusunda ilk göze çarpan GKRY-İsrail-Yunanistan’ın değerlendirdiği Doğu Akdeniz Doğalgaz Boru Hattı projesidir. Ancak bu projenin gerçekleşmesi yüksek maliyet içermektedir. Bu noktada ikinci seçenek birincinin yerini alacaktır. İkinci seçenek ise Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasıdır. Bu seçeneğin gerçekleşmemesinin sebebi siyasi iradenin hatalarında ısrarcı olmasıdır.

Enerji kaynaklarının olduğu bölgeler ve Akdeniz Havzasında elde edilen petrol ve doğalgaz özellikle Avrupa pazarlarına naklinde daha düşük maliyetli ve alternatif hat yaratması açısından Türkiye ve KKTC’ye ihtiyaç duyulmaktadır. Bölge denkleminde Türkiye’yi dışarıda bırakılmasının kimseye yarar getirmeyeceği açıktır. Türkiye ise ihvan örtüsünden kurtularak bölge ülkeleriyle bozulan ilişkileri yeniden tesis etmelidir.

Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz rezervlerinin bölge ülkeleri ve küresel güçler tarafından rekabetçi bir anlayışla paylaşılmaya çalışılması konusunda ortaklaştırılamayan Münhasır Ekonomik Bölgelerin varlığı enerji-politik sorununa yol açmaktadır. Akdeniz Havzasında kıyıdaş olan ülkelerin enerjiden daha çok pay almak adına MEB alan egemenliği kurma çabaları adil bir çerçevede yapılmadığı takdir de fiili durum yaratacak çatışmalara dönüşme olasılığını kuvvetli biçimde yüklenmiş durumdadır. Herkesin kendi penceresinden baktığı Doğu Akdeniz, Türkiye açısından Tümamiral Cem Gürdeniz ile başlayan ve Tümamiral Cihat Yaycı ile devam edilen Mavi Vatan konseptiyle son derece önemli olmaktadır. Cihat Yaycı’nın  “Biz ne İsrail’e ne de Mısır’a Muhtacız. MEB ilan edip, onlara da kazançlarını sunmalıyız.” İfadesi bütün yaşanan olumsuzluklara rağmen Türkiye’nin stratejik olarak elinin güçlü olduğunu lakin siyasi iradenin de bir o kadar hatalı tavır göstermede ısrarcı olduğunu göstermektedir. Bütün denklem, eşit uzaklık, adil ve hakkaniyet prensibiyle eşit paylaşım yapılarak herkesin kazanacağı bir matematikle çözülebilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: