Sosyal Demokrat Bir Yerel Yönetim Vizyonu

RUŞEN KELEŞ

Subsidiarity (hizmette halka yakınlık) ne ifade ediyor? Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi bakımından bu ilke neden önemlidir? Türkiye’yi hizmette halka yakınlık bakımından basamaklarınca yerine getirilmesi değerlendirmenizi istesek, Türkiye’nin durumunu nasıl değerlendirirsiniz?

Dilimizde “yerellik ilkesi” olarak da kullanılan “hizmette halka yakınlık” ilkesi (subsidiarity, subsidiarité), Kilise Hukukundan kaynaklanmakta olduğu bilinen ve kamu hizmetlerinin halka en yakın yönetim basamaklarınca yerine getirilmesini anlatan bir ilkedir. Avrupa Birliği’nin Avrupa Tek Senedi (Single Act) adını taşıyan kurucu antlaşmasında, yalnız çevre konularına özgü bir kural olarak yer alan bu ilkeye, 1992 tarihli Maastricht Antlaşmasından başlayarak, Amsterdam, Nice, Lisbon gibi daha sonraki kurucu antlaşmalarda kapsamı genişletilerek, bir başka deyişle, tüm sektörlere yaygınlaştırılarak, yer verilmiştir.

“Hizmette halka yakınlık” ilkesi esas olarak merkeziyetçiliğe karşıt, yerelleşmeden yana bir akımı ve yönetim anlayışını simgelemektedir. Avrupa Birliği bağlamında, türlü toplumsal ve ekonomik konularda son sözün Brüksel’e, yani merkeze değil de, üye devletlere ait olması gerektiğini anlatan “hizmette halka yakınlık” kuralını, Avrupa Konseyi de benimseyerek, kıyas yoluyla, devletle yerel yönetimler arasındaki ilişkilerde, yerelleşme doğrultusunda belirleyici bir kural olarak kabul etmiştir.

Bu yaklaşımın bir sonucu olarak, Avrupa Konseyi, bu kuralı, 1985 tarihli Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın 4. Maddesinin 3. Fıkrasına yerleştirmiştir. Yerel yönetimlerin özerkliğinin ön koşullarından biri olan bu kurala göre, “Kamusal sorumluluklarla ilgili yetkiler, genellikle ve tercihen, yurttaşlara en yakın yönetimler tarafından kullanılacaktır. Sorumluluğun bir başka yönetime verilmesinde, görevin kapsamı ve niteliği ile yetkinlik ve ekonominin gerekleri göz önünde bulundurulur”. Kural bu olmakla birlikte, bu son cümlede yer alan istisnai anlatım, görev konusu olan hizmetin boyutlarının büyüklüğü ve hizmetin gerektirdiği mali kaynakların çokluğu nedeniyle, bu türlü kamusal hizmetlerin istisnai olarak yerel yönetimler yerine merkezi yönetimler tarafından görülmesine fırsat vermektedir.


Türkiye olarak biz Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı 1988 yıkında imzalamış ve 1992 yılında da bir yasayla (No:3723) onaylamış bulunuyoruz. Onaylanan Sözleşme metninin yürürlüğe sokulmasıyla ilgili Bakanlar Kurulu Kararında, “hizmette halka yakınlık” ilkesine çekince konulmuş olmadığına göre, Türkiye bu kuralla kendisini hukuken bağlı duruma getirmiş demektir.

Buna karşın, Sözleşmenin onaylanmış olduğu 1992 yılından bugüne değin geçen 30 yıllık süre içinde, bu bağlayıcı hukuk kuralıyla tümden çelişmekte olan yasalar çıkarılmış ve uygulamalar yapılmıştır. 20 yıldır iktidarda olan siyasal parti, özellikle 2000’li yılların ortalarına gelinceye değin yerelleşmeye önem verir gibi tavırlar aldığı ve kimi adımlar da attığı halde, o tarihlerden sonra koyu bir merkezileşmeye öncülük etmiştir. Örneğin, yerel nitelikte bir kamu hizmeti olduğu dünyaca kabul edilen imar planı hazırlama ve uygulama hizmetiyle ilgili yetkilerin, adım adım belediyelerden alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TOKİ, GAP İdaresi Başkanlığı, Özelleştirme İdaresi ve hatta Devlet Demiryolları gibi merkezi yönetim kuruluşlarına aktarıldığını gösteren yasal düzenlemeler yapılmıştır. Yerellik kuralına tümüyle aykırı bu tür uygulamalar uluslararası hukuk kuralları kadar, kendi hukuk düzenimizin kurallarına da aykırıdır. Bu durum, Avrupa Konseyi’nin izleme yazanaklarında sürekli olarak eleştirilmektedir.


Siyasal değerler yerel yönetimlerle ne ölçüde yönlendirici ya da rehberlik edici bir işleve sahiptir? Farklı siyasal ideolojilere ve fikirlere sahip partilerin yerel yönetim politikalarını değerlendirirken hangi hususlara dikkat etmek gerekir?

Siyasal değerler denilen değerleri ülkenin toplumsal, ekonomik ve kültürel koşullarından ve gereksinmelerinden bağımsız olarak ele almak olanaksız olduğuna göre, yerel yönetimlerin ve bu yönetimlerde görev alanların bu değerlerden etkilenmesinden daha doğal bir şey olamaz. Kuşku yok ki, Anayasanın çizdiği sınırlar içinde, yerel yönetimler onları elinde bulunduran siyasal partilerin siyasal ideolojilerinden mutlak surette etkilenirler ve etkilenmek zorundadırlar. Çağdaş demokratik batı ülkelerinde, siyasal partiler seçimlerde seçmenlerin karşısına, genel ideolojik tavır ve yaklaşımlarının yerel yönetimlerdeki uygulamalara nasıl yansıtılacağına ilişkin önerileriyle çıkarlar. Siyasal kültür düzeyi yeterli olan bilinçli seçmen, Sosyal Demokrat, Hristiyan Demokrat, Sosyalist, Çevreci, Muhafazakar vb. adlarla adlandırılan siyasal partilerin, kentleri, kentlerin değerlerini, geleceğini ve kent halkını nasıl etkileyeceğine ilişkin vaadleri doğrultusunda tercihlerini oluşturup halkın bilgisine sunarlar.

Ne yazık ki, ülkemizde bu türlü ciddi çalışmaların çok az sayıda siyasal partilerce önemsendiği görülüyor. 1970’li yılların başlarında atılan kimi adımlar dışında güzel örneklere rastlamak şansımız çok değil. 2021 yılı içinde Cumhuriyet Halk Partisi’nce hazırlanmış olan İkinci Yüzyılda Demokrasinin İnşası: Güçlü, Demokratik ve Sürdürülebilir Yerel Yönetim başlıklı çalışma bu karamsar değerlendirmenin istisnasıdır. Bu değerli çalışmada, yerel yönetimlerin güçlendirilmesine ilişkin önerilerin yanı sıra, demokratikleşme ve sürdürülebilirlik gibi önemli konulara da yer verildiği görülüyor. Gönül ister ki, başka siyasal partiler de, bu konulardaki düşüncelerini kendi ideolojik bakış açıları çerçevesinde kamuoyu ile paylaşsınlar. Ama bütün bu çalışmalardan demokratikleşme doğrultusunda somut sonuçların elde edilebilmesinin ön koşulu, kanımca, halkın, yurttaşın, kentlinin bu konulara ilgi duyması, sağlıklı değerlendirme yapabilecek bir bilinç ve kültür düzeyine erişmesi, gerçekten kentlileşmiş olmasıdır. Bunun ise, ancak gücünü salt bilimden alan çağdaş bir eğitimle gerçekleşebileceği açıktır. İnsanlar, Şişli’de, Beyoğlu’nda, Kadıköy’de, Kasımpaşa’da doğmuş, büyümüş ve yaşamakta olsalar da, “köylülüklerini” kentte de sürdürdükleri sürece, çağdaş bir yerel demokrasiden ve yönetimden söz edilemez. Başka her konuda olduğu gibi.

Sosyal demokrat bir yerel yönetim vizyonunun temel özellikleri nelerdir? Özellikle Türkiye deneyimi göz önünde bulundurulduğunda, sosyal demokrat ya da toplumcu belediyecilik deneyimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Anayasasında “demokratik, laik ve sosyal” bir hukuk devleti olduğu belirtilen bir ülkede, kuşkusuz yerel yönetim vizyonunun da bu çerçeve içinde oluşturulması gerekir. 1970’li yıllarda SHP ve CHP’nin yerel yönetim seçimlerinde önemli başarılar göstermesi üzerine, parti yöneticilerinden biri “yerel yönetimlerde iktidar olduk” biçiminde bir demeç vermişti. Oysa, ülkenin yönetim yapısına her yönüyle merkeziyetçiliğin damgasını vurmuş olduğu bir ülkede, “yerel yönetimlerde iktidar olmak” bir hayalden başka bir şey değildir. Sistemi bir bütün olarak demokratikleştirmedikçe ve merkeziyetçilik virüsünden kurtarmadıkça, yerel yönetimlerde iktidar olunamaz.

1970’lı yıllar, sözünü etmiş olduğunuz “toplumcu belediyecilik” kavramının içinin doldurulmaya çalışıldığı bir dönemdir. Toplumcu belediyecilik denildiğinde, ulaşılmak istenen başlıca hedefler şöyle özetlenmiştir: 1. Toplumcu belediye sosyal adaletçi olmalıdır. 2. Bütün halk katmanlarının karar süreçlerine katılmalarına olanak sağlamalıdır. 3. Tekelci rantların oluşmasına meydan vermemelidir. 4. Kaynak yaratıcı ve üretici olmalıdır. 5. Birlikçi ve bütünlükçü olmalıdır. 6. Ve son olarak da, yerel yönetim değil, “yerel hükümet” olmalıdır. Bu maddelerden hemen hemen hepsi bugün de toplumcu belediyeciliği tanımlamamakta kullanılabilecek önemli ölçütlerdir. Yakınmakta olduğumuz pek çok sorunun bunlar yardımıyla çözüme kavuşturulabileceği söylenebilir. Toplumsal sınıflar ve bölgeler arasındaki farklılıkların azaltılması ya da giderilmesi, sosyal adaletçi bir belediyeciliğin temel amacı olmalıdır. Üretici belediyeciliğin ne denli önemli olduğunu COVİD 19 pandemi dönemi açıkça göstermiştir. CHP’nin az önce sözünü ettiğim 2021 Raporunda da, demokratikleşme adı altında katılım, saydamlık ve hesap verebilirlik gibi ilkelerin yanı sıra sürdürülebilir kalkınmanın önemi vurgulanmaktadır. Kentlerin sahip olduğu kültürel ve doğal değerlerin yok olup gitmesine yol açan “rant”çılık Türkiye’de önemi giderek artan bir yaradır. Farklı siyasal ideolojinin temsilcisi olan bir merkezi yönetim tüm çabalarını rant yaratma ve yandaşlarına dağıtma temeline dayandırmaktaysa, merkeziyetçi bir sistemde yerel demokrasiye toplumcu sıfatını kazandırmak olanaksızlaşır. İçinde bulunduğumuz durum budur.

Yukarıda sözünü ettiğim 1970’lerin toplumcu belediyecilik ilkelerini bugün için bile çok yararlı görmeme karşın, onlar arasında yer alan “yerel hükümet” olma ilkesini ben ders kitaplarımda eleştiri konusu yapmışımdır. (Yerinden Yönetim ve Siyaset, Cem Yay., 2021, 12. Bası, s.498-506). Gerçekte, bu terimi kullananların kastetmekte oldukları, yerel yönetimlerin hareket yeteneklerini yönetimsel ve mali yönlerden artıracak koşulların oluşturulması olmakla birlikte, “yerel hükümet” terimi yanlış anlaşılmaya elverişli bir kavramdır. Anglo-Saxon dillerindeki “government” terimini yanlış yorumlayarak, egemenlik-altı birimler olan yerel yönetimlerin, yasa yapma erkini de içine alan yetkilerle donatılmasını çağrıştıracak “yerel hükümet” adının önerilmesi, yerel demokrasinin gelişmesine hizmet etmek yerine, üniter (tekçi) devlet olma ilkesinin sorgulanmasını ve federal sistem arayışlarını gündeme getirebilir.

Toplumcu belediyecilik ilkelerine günümüzde yeniden bakıldığında, bunların büyük geçerliliği olduğu dikkat çekmektedir. Ancak, son elli yıldır yerel demokrasinin dünyada geçirdiği değişimler de dikkate alınarak bu ilkeler geliştirilmelidir. Ve özellikle COVID 19 pandemi döneminin yarattığı koşulların da açıkça gösterdiği gibi, 1980’ler sonrasının neo-liberal yaklaşımlarının tümüyle terkedilerek, kamunun müdahalesine daha açık ve plan düşüncesini yadsımayan yaklaşımların hem merkezi, hem de yerel düzeyde etkili kılınmasının zorunluluğu gözden uzak tutulmamalıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: