İklim krizi güçlü yerel yönetimler olmadan çözülemez

OSMAN BALABAN

İklim krizi, insanlığın geleceğini tehdit eden en önemli sorunlardan birisidir. Çevre sorunları içinde ise en başta gelen sorun olduğuna şüphe yok. İklim değişikliğinin, diğer çevre sorunları üzerinde çarpan etkisi yaptığını ve bu sorunların şiddet ve hızını arttırdığını biliyoruz. Değişen iklimsel koşullar sadece insanların değil, diğer canlı türlerinin de bulundukları yerlerde yaşamlarını sürdürmelerini güçleştiriyor, bu da örneğin, biyoçeşitliliğin kaybını hızlandırabiliyor. Benzer şekilde, artan sıcaklıklar, çölleşme üzerinde hızlandırıcı bir rol oynuyor.
Tüm bunlar, iklim değişikliğinin uluslararası toplumun acilen çözmesi gereken küresel bir sorun olduğunu gösteriyor. Son dönemde, iklim değişikliği yerine “iklim krizi” veya “iklim aciliyeti” kavramlarının kullanılmaya başlanmış olması da çözümün daha fazla gecikmemesi gerektiğini vurguluyor.

İKLİM KRİZİ KÜRESEL OLDUĞU KADAR YEREL BİR SORUNDUR

Uluslararası toplumun iklim değişikliğini küresel bir sorun olarak ele alması 1980’lere dayanır. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 1988 yılında kurulması ve 1990 yılında Birinci Değerlendirme Raporunu yayınlamasının ardından uluslararası iklim mücadelesinin ivme kazandığını söyleyebiliriz. O günlerden bugüne; uluslararası anlaşma ve sözleşmelerin imzalanması, finansal, teknik, vb. araç ve mekanizmalarının oluşturulması, yeni bazı örgütlenme ve ilişki ağlarının geliştirilmesi yollarıyla uluslararası iklim siyaseti ve yönetişimi alanında ciddi bir deneyim ortaya çıkmıştır. Bu deneyimin zaman içerisinde bizlere gösterdiği bir gerçek ise şudur: iklim değişikliği sadece küresel bir sorun değil, aynı zamanda yerel bir sorundur, dolayısıyla çözümü için küresel politikalar yanı sıra yerel eylem ve politikalara da gereksinim bulunmaktadır. Kyoto Protokolünün devamı niteliğinde olan ve bugün uluslararası iklim politikasının en önemli anlaşması konumundaki Paris Anlaşması kapsamında da küresel hedeflere ulaşmada yerel yönetimlerin önemi kabul edilmekte ve vurgulanmaktadır.

İklim sorununun yerel düzeyle arasındaki güçlü bağlantıların anlaşılması, kentler ve kent yönetimlerini uluslararası iklim siyasetinin ana aktörlerinden birisi haline getirmiştir. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, 2019 yılında düzenlenen “Dünya Belediye Başkanları Zirvesi”nde yaptığı konuşmada; iklim değişikliği ile olan mücadelenin kazanılıp kazanılmayacağının kentlerde belli olacağını söyledikten sonra iklim değişikliğine ilk yanıtı verecek siyasi aktörlerin belediye başkanları olduğunun altını çizmiştir. BM Genel Sekreterinin kentlere ve belediye başkanlarına olan vurgusu boşuna değil. Enerji verimliliğini arttıracak, yenilenebilir enerjiye geçişi kolaylaştıracak, iklimsel tehlike ve risklere karşı koruma sağlayacak pek çok iklim eyleminin günün sonunda geliştirilip uygulanacağı yerler kentlerdir. BM Çevre Programına göre; iklim değişikliği ile mücadele kapsamındaki eylem ve tedbirlerin %50 ila %80 arasındaki bir bölümünün kentsel alanlarda, yerel yönetimler eliyle hayata geçirilmesi beklenmektedir.

YEREL YÖNETİMLER İKLİM KRİZİYLE MÜCADELEYE HAZIR MI?

Gezegenin ve insanlığın geleceğini tehdit eden böylesi bir sorunla mücadelede kritik bir konumda olan kentler ve yerel yönetimler, sahip oldukları sorumluluğun gereklerini yerine getirebilecek güç ve olanaklara maalesef sahip değiller. Dünyanın pek çok bölgesinde yerel yönetimler, karşı karşıya oldukları mali, idari ve siyasi güçlükler nedeniyle rutin belediyecilik hizmetlerini bile yerine getirmekte zorlanıyorlar. Oysa iklim krizini çözmek için kentlerde devreye sokulması gereken pek çok eylem ve politika, ciddi finansal kaynak yanı sıra yetki ve siyasi güç gerektiriyor. Kentlileri, özel araç kullanmak yerine toplu taşımaya ve motorize olmayan ulaşıma (yürümek ve bisiklete binmek gibi) yönlendirebilmek, kentte yaygın, kolay erişilebilir ve rahat bir toplu taşıma sistemi kurmakla, güvenli yaya ve bisiklet yolları oluşturmakla mümkün olabilir. Enerji verimliliği yüksek, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine (taşkınlar, sıcak dalgaları, aşırı hava olayları gibi) karşı dayanıklı kentsel yaşam çevreleri oluşturabilmek içinse kentlerin plansız şeklide gelişmiş ya da zamanla eskimiş iç bölgelerinin yenilenmesi ve dönüştürülmesi gerekir. Tüm bunlar kurumsal ve siyasal kapasite gerektiren işler ve bu kapasite maalesef pek çok kentte bulunmuyor. Kaynak yaratmak açısından görece daha avantajlı olan büyük ölçekli kentler bir nebze de olsa iyi durumdayken, orta ve küçük ölçekli kentler ile küçülen kentler (shrinking cities) için durum pek iç açıcı değil. Temel ekonomik ve toplumsal sorunlarını bile çözmekte zorlanan küçük ya da küçülen kentlerin, iklim politikasının gerektirdiği enerji dönüşümü ve buna bağlı ekonomik yeniden yapılanma ile iklimsel tehlikelere karşı dayanıklılığı arttıracak afet risk yönetimini gerçekleştirmeleri, hadi imkânsız demeyelim ama çok zor görünmektedir. Türkiye’de ise durum; ölçekten ve büyüme dinamiklerinden bağımsız, tüm kentler ve yerel yönetimler için pek de iç açıcı değil. Bırakın orta ve küçük ölçekli ya da göç veren kentleri, büyükşehirlerin bile iklim değişikliği ile mücadele etmek için gerçekleştirilmesi gereken dönüşümleri planlayacak, gerekli eylem ve çözümleri geliştirip uygulayacak kapasiteye yeterince sahip oldukları söylenemez.

Raylı sistem yatırımları için merkezden onay alamayan, kaynak yetersizliği nedeniyle kentsel dönüşüm projeleri başlatamayan büyükşehir sayısı hiç de az değil. Çok sayıda belediye, iklim eylem planı yaptırabilmek için bile dış kaynak bulmaya çalışıyor.


TÜRKİYE İKLİM POLİTİKASININ ÖNCELİKLİ ADIMI YEREL YÖNETİMLER
REFORMU OLMALIDIR

Bu koşullar altında, 2053 yılına referansla belirlenen iklim değişikliği hedeflerine ulaşılması pek mümkün görünmüyor.

Kanımca vakit kaybetmeden yapılması gereken işlerin başında; yerel yönetimleri mali, idari ve siyasi açılardan güçlendirecek bir yerel yönetim reformu geliyor. Oysa, son dönemde bu konuda bazı umut kırıcı gelişmeler yaşandığını da söylemeliyiz. Şubat ayı içerisinde Konya’da gerçekleştirilen İklim Şurası’nda çalışma yürüten yedi komisyondan birisi olan yerel yönetimler komisyonunun şura sonuç kararları arasında yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ya da yerel yönetimler reformu gibi bir öneri yer almamıştır.

Umalım bu konudaki mevcut siyasi tercih kısa süre içinde değişsin ve yerel yönetimleri güçlendirecek düzenlemeler hızla hayata geçirilsin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: