Vergilendirme, kamu harcamaları, vergi ve harcamaların millet adına denetimi konularında yeni bir toplum sözleşmesi

KEMAL KILIÇDAROĞLU

Devlet toplum ilişkilerini düzenleyen en temel konulardan biri vergilendirme konusu. CHP’nin kamu maliyesi ve vergilendirme konusunda temel görüşlerini sorarak başlamak istiyoruz. Bu konularda CHP’nin temel yaklaşımını anlatır mısınız? Ayrıca bu yaklaşım iktidarın uygulamalarından hangi farkları içeriyor?

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet, kamu maliyesi alanında devletin toplum ve bireyle ilişkisini gösterdiği en temel alanlardan biri, hatta birincisi “vergi”dir. Bu bütün devletler için böyledir. Devletler kamu harcamalarını karşılamak amacıyla egemenlik gücüne dayanarak vergi alırlar. Demokratik devletin bireylerin rızasını aramaksızın zor, yani kamu gücünü kullanarak işlem tesis ettiği en geniş alan vergidir.

Devletin vergilendirme yetkisinin sınırı bireyin hak ve özgürlüklerinin sınırıdır. Bir diğer ifadeyle devletin vergilendirme yetkisinin demokratik bir sınırı vardır. Egemenlik gücüne dayanan bu yetki sınırsız değildir. Özgürlüklerle vergilendirme arasındaki bu sınır ince bir dengeye işaret eder. İşte demokratik devlet bu dengeyi kuran devlettir.

Devletin vergilendirme yetkisinin sınırı bireyin hak ve özgürlüklerinin başladığı yerdir dedik biraz önce. Bunu biraz daha açmakta yarar var. Söz konusu sınır toplumun/ekonominin vergi ödeme kapasitesinin ötesinde bir anlama sahiptir. Vergiler kanunla konulur. Ancak her verginin toplumsal bir meşruiyeti olmalıdır. Bunun için vergilerin kimlerden toplandığının ve nerelere harcandığının, yapılan harcamalardan halkın mutlu olup olmadığının, hem vergi toplama işleminin hem de yapılan kamu harcamalarının usulüne göre gerçekleşip gerçekleşmediğinin denetlenmesi ve sonuçlarının milletle paylaşılması gerekir. Buna yürütme organının, hükümetlerin halka hesap vermesi diyoruz. Bütün bunlar demokrasilerde “Bütçe Hakkı” kavramının içinde yer alır. Bu nedenle kamu maliyesinin/maliye politikasının iki temel unsuru olan vergi gelirleri ile kamu harcamalarının Bütçe Hakkı kavramı içinde ele almak gerekir.

Devletin yapacağı harcamaların büyüklüğü ve kapsamı, yani nerelere ne miktarda harcama yapılacağı ile bu harcamaların yapılabilmesi için halkın ödeyeceği vergilere, borçlanma yapılacak ise borçlanmanın miktarına halk/millet adına onun temsilcileri karar verir. Yani harcamalar ve onun finansmanını oluşturan vergilere gerçekte milletin kendisi karar vermektedir. “Bütçe Hakkı”nın en öz tanımı budur. Bütçe Hakkı ilk ifadesini 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinde bulur. Bildirgenin 14’üncü maddesine göre, “Bütün yurttaşlar zorunlu vergileri ya kendileri ya da temsilcileri aracılığıyla gözlemek ve saptamak; bu vergilere özgür iradeleriyle rıza göstermek, nasıl kullanıldıklarını izlemek; miktarını, toplanış tarzını ve sürelerini saptamak hakkına sahiptir”. Bütçe Hakkı egemenliğin millete ait olması ilkesinin doğal bir yansımasıdır. Egemenliğin, bu çerçevede bütçe hakkının asıl sahibi olan millet anayasada vergilerle ilgili yasama ve yürütme organlarının yetkilerine sınırlama getirirken, bütçelere ilişkin sınırlayıcı düzenlemeler de yapabilmektedir. Türkiye’nin anayasa geleneği bu şekildedir. Anayasalarımızda “vergiler” ve “bütçe” ile ilgili düzenlemelerin yer almasının nedeni “Bütçe Hakkı” kavramıdır. Bütçe Kanunları ile yürütme organına vergilerin toplanmasına izin, harcamaların yapılmasına yetki verilir. Bu kamu mali yönetiminin 1927 yılından bu yana var olan temel ilkesidir. Yürütme organının parlamentoya/TBMM’ye gönderdiği Bütçe Kanun Teklifi Meclis tarafından yasalaştırılmaz ise bu güvensizlik oyu anlamına gelir. Bizim parlamento tarihimizde bunun örnekleri vardır. Örneğin 1971 yılı Bütçe Kanun Tasarısı Mecliste kabul edilmediği için zamanın Başbakanı Süleyman Demirel Başbakanlıktan istifa etmiştir.

Bugün adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen modelde 1927 yılından bu yana var olan bu temel ilke ortadan kaldırıldı ve Cumhurbaşkanına Mecliste bütçenin kabul edilmemesi halinde Bütçe yapma, yani vergi toplama ve harcama yapma yetkisi verilmek suretiyle milletin Bütçe Hakkı elinden alındı.

Yürütme organına Bütçe Kanunu ile verilen izin ve yetkinin usulüne, yani kanunlara uygun olarak kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesi ve sonuçlarının millete açıklanması da “Bütçe Hakkı”nın ayrılmaz parçasıdır. Diğer bir ifadeyle yürütme organının Bütçe Kanunu ile aldığı yetki uyarınca vergileri usulüne uygun toplayıp toplamadığının ve yaptığı harcamaların da kanunlara uygun bir şekilde yapılıp yapılmadığının denetlenmesi şarttır. Bu yok ise sadece Bütçe Kanununun Meclis tarafından kabul edilmiş olması Bütçe Hakkının var olduğu ve kullanıldığı anlamına gelmez.

Demokrasilerde yürütme organının bütçe yapma yetkisi diye bir şey olmaz. Türkiye’nin parlamenter sistem geleneğinin son bulduğu 2018 yılına kadar da öyle bir şey yoktu. Bu uygulamaya son vereceğiz. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemde ne Cumhurbaşkanının ne de Başbakanın bütçe yapma yetkisi olmayacaktır.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem konusunda altı siyasi parti olarak temel ilkeleri ayrıntılı bir şekilde belirlediğimiz çalışmada Bütçe Hakkına güçlü bir vurgu yaptık. Bütçe Hakkını en güçlü şekilde tesis edeceğiz.

Bütçe konusunda yapacaklarımız bununla sınırlı değil. Kamu kaynağı kullanan bütün kurumların bütçelerinin Meclis tarafından denetlenebilmesi gerekir. Bu konuda büyük bir denetimsiz alan yaratılmıştır. Örneğin Türkiye Varlık Fonu (TVF) bugün Meclis tarafından denetlenmemektedir. Göstermelik bir denetimi vardır ama bu ne bakanlıklar ve diğer kamu idarelerinin ne de KİT’lerin denetimine benzememektedir. Yönetim Kurulu Başkanının Cumhurbaşkanı olduğu bir Fonu bugünkü sistemde kimse denetleyememektedir. Var olan göstermelik denetimin amacı ise gerçekte Cumhurbaşkanının TVF üzerinden yaptığı tasarruf ve harcamaların denetlenmemesini sağlamaktadır. Bu modele son vereceğiz.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemde milletin bütçe hakkına sahip çıkarak kamu kaynağı kullanan bütün kurumları TBMM’nin denetiminin kapsamına alacağız.

Bütçe Hakkı ile ilgili son olarak şunu da söylemek isterim:

Bütçe Hakkının ifadesini bulduğu belge olan Bütçe Kanunu ile yürütme organına toplam bir ödenek tavanı belirlenmek suretiyle harcama yetkisi verilir. Harcama yetkisinin bakanlıklar ve diğer kamu kurumları itibarıyla ayrıntıları da yine Bütçe Kanunlarında yer alır. Ancak 2021 yılı Bütçesinden itibaren Program Bütçe uygulamasına geçilmesi gerekçe gösterilerek Bütçe Kanunlarında gerekli ayrıntıların verilmesinden kaçınıldı. Oysa Program Bütçe uygulamasında Programlar ve bunların da altında Alt Program ve Faaliyet-Proje kalemleri yer alır. Alt unsurlara Bütçe Kanunlarında yer verilmediği zaman Meclis hangi alt programa ya da faaliyet-projeye ne kadar ödenek, yani harcama yetkisinin verildiğini bilmez. Bu Meclisin bütçe hakkının elinden alınmasıdır. Bizim iktidarımızca Bütçe Hakkı en geniş şekilde kullanılacaktır.

Bütçe denince işin hep harcama tarafı akla gelir. Vergi tarafı pek akla gelmez. Bir de Vergi Harcamaları denilen bir kalem vardır. Gerçekte vergi harcaması olarak tanımlanan unsurlar da birer kamu harcaması niteliğindedir. Vergi harcaması indirim, istisna ve muafiyet uygulamaları veya diğer çeşitli teşvik yöntemleri ile tahsilinden vazgeçilen vergileri ifade eder. Vergi harcaması yolu ile devlet ekonomik, mali, sosyal amaçları çerçevesinde belirli toplum kesimlerine destek sağlamış olur. Bu destekler hükümetlerin siyasî programlarını yansıtır. Bu yolla vergi gelirleri azalmış olacak, öte yandan da bu tutar kadar bütçe harcaması da yapılmamış olacaktır. Yani devlet vergileri tahsil edip ilgili toplum kesimlerine bunu bütçe harcaması ile aktarmak yerine vergi gelirlerinin tahsilinden vazgeçerek bu desteği doğrudan yapmaktadır.

2022 yılı Bütçesine ekli listelere göre vergi harcamalarının toplamı 335 milyar 968 milyon TL’dir. İktidarımızda bunu basit bir liste olmaktan çıkarıp ayrıntılı bir Rapora dönüştüreceğiz. Özellikle sosyal gerekçeler, toplumun dar ve orta gelirli kesimlerine destek vermeyi amaçlayan vergi harcamaları dışındaki harcamaların ekonomik gerekçeleri ve etkilerine ilişkin analizleri kapsayan Vergi Harcamaları Raporu mutlaka Bütçe Kanun Teklifi ekinde yer alan bir belge olarak TBMM’ye sunulacaktır.

İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’nde vergilendirme ve kamu harcamaları bahsinde şu taahhütte bulunmuştunuz: “Sayıştay” gerçek işlevine kavuşturulacak, “Ulusal Vergi Konseyi” ve TBMM’de “Kesin Hesap Komisyonu” kurulacaktır. Bu değerlendirme ışığında öncelikle Sayıştay konusuyla başlayalım. Sayıştay bugün gerçek işlevini yerine getiremiyor mu? Daha önce vurguladığınız Sayıştay denetimiyle ilgili “uluslararası normlar” nelerdir? CHP iktidarında nasıl bir Sayıştay kurumlaşması ve denetimi öngörüyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Birinci soruya verdiğim cevapta milletin elinden alınan Bütçe Hakkını tesis edeceğiz demiştim. Aynı cevapta Bütçe Hakkının, Bütçe Kanunları ile yürütme organına verilen vergilerin toplanması izni ile harcamaların yapılmasına ilişkin yetkinin kanunlara uygun olarak kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesini ve denetim sonuçlarının kamuoyuna açıklanmasını da kapsadığını belirtmiştim. Demokratik devletlerde bu denetimi parlamentolar adına Sayıştaylar yapar. Bizim anayasa geleneğimizde de Sayıştay böyle konumlandırılmıştır. Bütçe hakkının sahibi, millet adına, onun temsilcileri olan milletvekillerinden oluşan TBMM olduğuna göre bu hakkın nasıl kullanıldığının denetimini Meclis adına bir kurumun yapması gerekir. Bizim Sayıştay’ımız da Devletin bütün gelir, gider ve mallarını TBMM adına denetler. Anayasamız Sayıştay’ın görevini böyle tanımlamıştır. Sayıştay, denetimleri sonucunda kamu idareleri için düzenlediği raporları Kesin Hesap Kanun Teklifi görüşmelerinde değerlendirilmek üzere TBMM’ye sunar.

Evet, Sayıştay’ı gerçek işlevine kavuşturacağız. Bunun ilk adımı Bütçe Hakkının tesisi olacaktır. Bütçe Hakkının geniş tanımlanması Sayıştay’ın denetim alanını genişletecektir.

Bu konuda ikinci olarak yapacağımız şudur: Sayıştay bugün şeklen TBMM adına denetim yapıyor görünmekle birlikte fiilen iktidarın baskısı altındadır. Denetimlere müdahale edildiği gibi Ak Parti döneminde kanunla oluşturulan Rapor Değerlendirme Kurulu vasıtasıyla da Meclise gönderilecek raporların içi boşaltılmaktadır. Ayrıca kısa bir süre önce Erdoğan Sayıştay’a “denetimlerde açık aramayın, ceza uygulamayın” çağrısı yapmıştır. Bu Sayıştay’ı işlevsiz kılarak denetimi yok etmektir. Bu anlayışa, Anayasa’ya aykırı, milletin bütçe hakkını hiçe sayan uygulamalara son vereceğiz, Rapor Değerlendirme Kurulunu kaldıracağız. Anayasal Kurum olmasından kaynaklanan bağımsızlığını Sayıştay’a iade edeceğiz. Yine eskiden olup da sonra kaldırılan performans denetim yetkisini de Sayıştay’a vereceğiz.

Beyanname ile devam etmek istiyoruz. “Ulusal Vergi Konseyi” tam olarak nedir? Bugünkü uygulamadan nasıl bir farklılık öngörüyorsunuz? Dünyada bu alanda Örnek verebileceğiniz iyi uygulamalar var mıdır?

Kemal Kılıçdaroğlu: Son sorudan başlayayım. Fransa’da başarılı bir uygulaması var… Biz de vergi bilincini geliştirmek ve vergilerin nerelere nasıl harcandığının hesabını halka vermek için benzer bir uygulamayı taahhüt ettik. “İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi”nde Ulusal Vergi Konseyi kuracağımızı söyledik. Biliyorsunuz, halen bir Vergi Konseyi var denilebilir ama yasal bir dayanağı yok ve işlevsel değil, varlığını kimse bilmiyor. Ayrıca Konseye son yapılan atamalar Konseyi teknik bir organ olma özelliğinden uzaklaştırdı. Hatırlanacaktır, Erdoğan ismi kendisiyle birlikte anılan bazı iş adamlarını kısa bir süre önce Konsey üyeliğine atadı.

Biz Vergi Konseyini yasal bir statüye kavuşturacağız. Vergi Konseyi bir danışma organı olarak konumlandırılacak olup üç temel konuda görev yapacaktır:

1) Vergi Konseyi vergi politikalarının oluşturulması ve uygulamasıyla ilgili görüş bildirecektir. Bu çerçevede Vergi Kanunlarında yapılması düşünülen değişiklikler öncelikle Konseyde tartışılacaktır. Konseyin kendisi de re’sen bir konuyu ele alıp inceleyebilecektir. Tabii ki bu değişikliklerin tartışılacağı platformlar sadece Konseyle sınırlı değildir. İlgili toplum kesimleri de bu tartışma ve değerlendirmelerin içinde olacaktır. Ancak Konsey bu değişiklikleri uluslararası gelişmeler ülkemizin ekonomik ve sosyal yapısı, diğer kanunlarla ilişkisi ve vergi sistemine etkisini de dikkate alarak daha teknik düzeyde ele alacaktır.

2) Vergi Harcamaları olarak isimlendirilen vergi indirim, istisna ve muafiyetlerinin amaçlarına ulaşıp ulaşmadığı ile ekonomik ve sosyal etkilerini analiz ederek sonuçlarını bir raporla yürütme organına bildirecektir.

3) Demokrasilerde vatandaşın ödediği verginin nasıl kullanıldığının hesabını yürütme organına/hükümete sorması esastır. Bu hesabın teknik raporunu Sayıştay hazırlayacak, TBMM Kesin Hesap Komisyonu da gerekli değerlendirmeyi yapacaktır. Vergi konseyi talep edilmesi halinde bu konuda da görüş bildirebilecektir.

Vergi Sisteminde ne gibi değişiklikler yapmayı düşünüyorsunuz? Bu konuda bir şeyler söylemek ister misiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Vergi Sisteminde Reform yapacağız. Vergi Sistemi Reformu beş temel ilke üzerine oturacaktır. Bu ilkeler şunlardır:

  • Mükellef Haklarını Gözeten Saydam Mevzuat/Saydam Uygulama,
  • Öngörülebilir Vergi Yükü,
  • Vergi Yükünün Adil Dağılımı (Vergi Adaleti),
  • Vergide Yeşil Dönüşüm,
  • Özerk Gelir İdaresi/ Vergi Uygulamasının Siyasi Etkiden Arındırılması

Her bir reform başlığının alt başlıkları ve adımları var. Her biri üzerinde ayrıntılı çalışmalar yaptık. Ayrıca vergi ile ilgili uluslararası gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Örneğin 20’nci yüzyılın son çeyreğinden itibaren hızlanan küreselleşme süreci bizim vergi sistemimizi de etkiledi. Yine AB’nin “Yeşil Mutabakat”ı vergi sistemimizde yeşil dönüşüm olarak tanımlayabileceğimiz bir süreci başlatacaktır. Bütün bunlara hazırız. Hangi adım hangi tarihte atılacak bunları bir takvime bağladık. Zamanı geldiğinde hepsini açıklayacağız.

TBMM’de “Kesin Hesap Komisyonu” kurulması öneriniz hakkında bir sorumuz var. Bu komisyonunun amacı ve kapsamı hakkında bilgi verebilir misiniz? Böyle bir komisyonun varlığı ve başkanının muhalefetten olması meclis denetimi bakımından nasıl bir farklılık yaratır?

Kemal Kılıçdaroğlu: Bizim kamu mali sistemimizde şöyle bir sorun var. Bütçe Kanun Teklifi ile Kesin Hesap Kanun Teklifi aynı komisyonda yani Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmektedir. Bu görüşmelerde geçmiş yılın harcamaları değil de gelecek yılın harcamalarını içeren Bütçe Kanun Teklifi ilgi çekmekte, Kesin Hesap Kanun Teklifi ile ilgili görüşmeler gölgede kalmakta, kimsenin ilgisini çekmemektedir. Örneğin 2022 yılı Bütçe Kanun Teklifi 2020 yılı Kesin Hesap Kanun Teklifi ile birlikte görüşülmüştür. Yeni bir yıla girerken bir önceki yıla ilişkin bir Teklif aynı anda, aynı komisyonda görüşüldüğünden ilgi çekmiyor. Oysa bu çok önemli bir konudur. Milletin ödediği verginin nasıl harcandığının hesabı Kesin Hesap Kanun Teklifinin görüşmelerinde sorulur. Ödenen verginin hesabı sorulamıyorsa kimse demokrasi var demesin. Bu sorun öteden beri vardır. Bu nedenle bu sistemi değiştireceğiz. Kesin Hesap Kanun Teklifleri yeni kuracağımız Kesin Hesap Komisyonunda görüşülecektir. İktidarın kontrolünden uzak bir şekilde çalışması için de Komisyon başkanı ana muhalefet partisinden olacaktır. Bu aynı zamanda iktidarın yaptığı harcamaların hesabını Mecliste vermesi demektir. Bu uygulama ile bakanlar ve bürokrasi kamu harcamalarında daha dikkatli olacaktır.

Ayrıca, Kesin Hesap Kanununun içeriğini de Bütçe Kanununun içeriğine paralel olarak değiştireceğiz. Böylece her bir kamu idaresi için düzenlenmiş olan Sayıştay Raporları ve Genel Uygunluk Bildirimi ile Kesin Hesap Kanunlarının bağı daha güçlü bir şekilde kurulmuş olacaktır.

Son sorumuz aslında genel bir değerlendirme hakkında. Önceki sorularımıza verdiğiniz yanıtlar çerçevesinde öngördüğünüz vergilendirme ve denetim uygulama ve politikalarının nasıl bir devlet toplum ilişkisi yaratacağını düşünüyorsunuz? Ülkemizin karşı karşıya bulunduğu demokrasi sorunları bakımından bu politikaların demokratikleşme alanında önemli bir değişiklik yaratmasını bekliyor musunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu: Demokrasiler daima sivil toplumdan güç alırlar. Siyasal toplum, yani Devlet güce ve baskıya, sivil toplum ise ikna ve uzlaşmaya dayanır. Sivil toplum en geniş anlamda devletin dışında kalan alanın tamamı olarak tanımlanmaktadır. Sivil toplumun güçlü olduğu demokrasilerde devletin gücü sınırlanır. Bizim gibi otoriter rejim uygulamaları ile demokratik kurumların iç içe olduğu otoriter rejim unsurlarının giderek daha fazla ağırlık kazandığı ülkelerde demokrasi bir krizin içindedir. Bunu aşmanın yolu her şeyden önce sivil toplumu güçlü kılmaktır. Sivil toplumun zayıflaması; demokrasinin güç kaybetmesi, popülist akımların yükselmesi ve otoriter rejimlerin taban bulması demektir. Böyle bir süreçte siyasal katılım da olumsuz etkilenir. Sonuç özgürlüklerin kaybedilmesine kadar varabilir.

Biz vergilendirme, kamu harcamaları, vergi ve harcamaların millet adına denetimi konularında yeni bir toplum sözleşmesi öneriyoruz. Vergi politikalarının belirlenmesi sürecine katılan, ödediği verginin hesabını sorabilen bir sivil toplumu inşa edeceğiz. Güçlü sivil toplum demokrasimizi güçlendirecektir. Her şey şeffaf olacaktır. Göreceksiniz, bütün bunlar Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında kuracağımız özgürlükçü demokrasi için çıktığımız yolculuğu çok kısaltacaktır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: