Refet Gürkaynak: “Kötü politikalar kötü sonuçlar doğuruyor.”

REFET GÜRKAYNAK

Davetiniz için çok teşekkür ederim. Kısaca şu sorulara yanıt vermek istiyorum: Şu anda neredeyiz, Neden buradayız? Olduğumuz yerde, gittiğimiz yönde söz sahibi miyiz? Bunu nasıl değiştirebiliriz? Neden bütünsel bir değişikliğe ihtiyacımız var? Neden Türkiye’nin sorunlarının sadece bazılarını çözemeyiz? 

Bu bütünsel değişikliği nasıl yapabiliriz? Nasıl bir çerçeve içinde bu mümkün? Neden bunu yapmak zorundayız? Neden bunu yapmaya kadiriz?  

Türkiye’nin durumundan bahsederken maalesef şu anda iktisat olsun ya da başka bir konu olsun içimizi karartmadan konuşmak kolay değil. Gerçekten de iktisadi durumumuz kötü. Bunu bilmek için benden duymaya ihtiyacınız yoktu. Öte yandan sadece iyi niyetle, ümitperverlikle, optimizmle değil uzmanlıkla bundan daha iyisinin mümkün olduğunu söylemek isterim. Daha iyisi elbette mümkün. Çok daha iyisi elbette mümkün. Bizim için mümkün olan iyi şeyler, Türkiye’nin refahında mümkün olan iyilikler yakın ya da uzak geçmişimizle görmüş olduğumuz şeylerle sınırlı değil. Bizim görmediğimiz kadar iyisi olmamız da gayet mümkün.

Bunu düşünürken şunu görmek gerçekten elzem. Bazen Türkiye’de olup biten şeyleri dünyanın bize bir tezahürü gibi anlatmaya çalışıyoruz ya da çalışıyorlar. Yani Türkiye’de enflasyon niye bu kadar yüksek? Bütün dünyada enflasyon yüksek olduğu için, petrol fiyatları yüksek olduğu için, Amerikan Merkez Bankası şöyle yaptığı için, buğday fiyatı yüzünden vs. Bunlar bize ‘Enflasyon veyahut fakirlik Türkiye’ye olan şeyler’ deme yolları. Bizim yaptığımız şeyler değil. Bu sorumluluğu bizden atıyorlar, belki biraz içimizi rahatlatıyor. Bir yandan da bunu değiştirme yetkisini de elimizden alıyor. Eğer bunlar bize olan şeyler ise ‘Bunu değiştiremiyoruz zaten’e geliyor. Halbuki böyle değil.

Birtakım başka şeylerde burası niye böyle. Türkiye olduğu için, ülkemiz olduğu için. Bu da doğru değil. Türkiye her ülke gibi bir ülke. Enflasyonun bu kadar yüksek olmasının nedeni, adının Türkiye olması, şu enlem, bu boylamda olmasından kaynaklanmıyor. Şu tabii ki aşikâr. Biz de bu gezegende bir ülkeyiz. Ve etrafımızda olup biten, dünyada olup biten bizi de etkiliyor. Küresel ısınmadan da etkileniyoruz, dünyanın güvenlik sorunlarından da etkileniyoruz. Bunlar tabii doğru. Ama en nihayetinde rüzgarda savrulan bir yaprak değiliz. 

Bu ülkede ne olup bittiğine dair bu ülkenin insanları olarak söz sahibiyiz. Ve bunun sorumluluğunu almak zorundayız. Bu enflasyon bizim yaptığımız bir şey. Dünyanın her yerinde olduğu gibi kötü politikalar kötü sonuçlar doğuruyor. İyi politikalar iyi sonuçlar doğuruyor. Ülkelerin birbirlerinden farklılıkları var. Birtakım ülkelerin birtakım özellikleri var.

Türkiye için de bu doğru. Dolayısıyla bazı şeyleri düşünmek gerekiyor. Ama dünyanın hiçbir yerinde işe yaramayacak politikalar Türkiye’de de yaramıyorlar. Buna da şaşırmamak lazım. Dünyanın her yerinde enflasyonu kontrol etmiş olan politikalar Türkiye’de de edebiliyorlar. Buna da şaşırmamak lazım.

(Grafik 1) Bu grafikte iki tane çizgi var. Hangisinin hangisi olduğunu dahi söylememe gerek yok. Bir tanesi Amerikan Merkez Bankası’nın faizi, bir tanesi Türkiye’de enflasyon. Bunların arasında bağ yok. O faiz dünyanın her yerinde aynı Dünyanın neresinden baksanız Amerikan Merkez Bankası’nın faizi diye görüyorsunuz. Ve bizdeki kadar enflasyonun ortalıkta olmadığını biraz sonra size göstereceğim.

(Grafik 2) Bu petrol fiyatları. Bir bağ yok. Şuna da dikkatinizi çekerim. 2000’lerin başında enflasyon Türkiye’de kuvvetle düşerken, petrol fiyatları görülmedik hızla artıyordu. Bunu yapmayı başardık, yapabiliyoruz. Bugün Türkiye’de enflasyonun artmasının nedeni petrol fiyatları değil.

(Grafik 3) Enflasyon dünyanın her yerinde olsaydı eğer, her yerde birden görmeyi beklerdik tanımı gereği. Buradaki gri bant, birçok gelişmekte olan ülkenin enflasyon oranlarını içine alan bir bant. En sonda zincirlerini kırıp uzaya gitmeye çalışan çizgi de Türkiye’nin enflasyon oranı. Buna baktığınız zaman, ‘Her yerde enflasyon’ diye başlayan bütün cümlelerin bizim aklımızla alay etmek olduğunu görüyorsunuz.

(Grafik 4) Şu belli bir gelişmekte olan ülke. Türkiye’de açık bir ırkçılıkla “burası Uganda mı?” cümlesinde geçen Uganda’nın enflasyonu. Görüyorsunuz ki Uganda da 90’larda yüksek enflasyondan muzdaripken enflasyon düşürülmüş ve tekrar yükselmemiş. Bu grafiğin son 2020 sonrasına baktığımız zaman bizim Uganda ile alay edecek bir şeyimizin olmadığını açık açık görüyoruz. Umarız Ugandalı dostlarımız da ‘Burası Türkiye mi?’ diye bizimle alay etmiyorlardır.

(Grafik 5) Üyesi olduğumuz OECD’nin bütün ülkelerinin enflasyonlarına baktığımız zaman burada bizden biraz daha yüksek olan sadece Arjantin olduğunu görebiliyoruz. Bu grafiği bundan birkaç ay önce çizmiş olsaydım o zaman Türkiye’nin enflasyonu Arjantin’den de yüksek olacaktı. Aradaki değişim enflasyonumuz düştüğü için değil, bizim enflasyonumuz yükseldi  geçtiğimiz aylarda, Arjantin’inki de yükseldi. Ama burada şunu düşünelim. Biz eğer, “neyse bizden yüksek enflasyonu olan Arjantin var, bu bize yeter” diyorsak bu şekilde yaşıyorsak, bu bize gurur veren bir şey değilse, şu grafiğe bakıp “biz neden Arjantin ile beraberiz?” bunu dert ediyorsak bunu değiştirmek bizim elimizde. Çünkü buradan şunu açık açık görüyoruz. Bütün dünyada olmuyor. Petrol fiyatlarından olmuyor. Amerikan Merkez Bankası faizlerinden olmuyor. Türkiye’de oluyor ve Türkiye’nin yaptığı şeylerin sonucu olarak oluyor. 

Enflasyon, çeşitli bakımlardan kötü, yıkıcı bir şey. Bunun bir tanesi doğrudan enflasyon nedeniyle değil. Enflasyona yol açan kötü politikalar birçok kötü sonuca yol açtığı için, bunların en görünürü enflasyon olduğu için enflasyon ile bağdaştırıyoruz. Enflasyon genel bir kötü yönetim göstergesi. Ama bir taraftan da enflasyon bir vergi, birilerinden alıp birilerine veriyor. Bu bakımdan en adi, en aşağılık ve en korkunç vergilerden bir tanesi. Fakirden alıp zengine verir ve çaktırmadan yapar. Bir zamanlar konuşulan ve Türkiye’de de hâlâ bazen bahsedilen ‘Enflasyonu göze aldık, çünkü biz büyümek istiyoruz’. 

1970’lerde bütün dünya bunu denedi ve bütün dünya bu işte çuvalladı. Biz de deneyip daha önce başarısız olduk zaten. Bunun neden    olmadığını da biliyoruz. ‘Enflasyonu yükselteyim ama büyüyeyim’ böyle bir şey yok, hiç olmadı. Türkiye’de de olmadığını görüyoruz. Bir kere daha da görmemize gerek yok. 90’larda da gördük bunu. Anlamak için de herhangi bir işi bir defa yapmış olmayı denemek de yeterli aslında. Enflasyonunuz ortalamada yüzde 2 ise, 1-3 arasında, 0-5 arasında gidiyor geliyor. Enflasyonu eğer ıskalıyorsanız, doğru tahmin etmediyseniz ve beklemediğiniz gibi olduysa hatanız yüzde 2. Yaşarsınız onunla. Ortalama enflasyonunuz yüzde 30 ise eğer, o enflasyon yüzde 15 ile 60 arasında gidip geliyordur. Orada yaptığınız tahmin hatası artık çıkarılamaz oluyor, şirketleri batırıyor. Böyle olacağını insanlar önden görüyorlar zaten. İki ay sonrasına vadeli çek yazılamayan, vadeli işlem yapılamayan ülkede iki sene sürecek yatırım işini kimse yapmıyor. Bu yatırımı yapmıyorsunuz, büyümüyorsunuz da. Enflasyon, büyümenin önünde büyük bir engel. Bu nedenlerle enflasyonu düşürmek zorundayız.

Bunun şöyle bir iyi tarafı var. Enflasyonu düşürmek üzerinde gerçekten toplumsal mutabakat olan, gerçekten kimsenin itiraz etmediği bir şey. Bu Türkiye’de bulunması kolay bir şey değil. Enflasyon üzerinde hemfikir olmak bizi bir araya getiriyor. Enflasyonu düşürmek için yapmak gereken şeyler de bu nedenle yapılabilir hale geliyor. Çünkü bunların bir kısmı kolay olmayan, maliyetli olan şeyler. İyi yapıldığı zaman bir enflasyonu düşürme programı, dezenflasyon programı, ucuza bir olimpiyat düzenlemek gibi. Bunun kötü bir örnek olmadığını umuyorum. Şunu söylemeye çalışıyorum. Bir şehirde olimpiyat düzenleneceği zaman bazı şehirler çeşitli nedenlerle bunu beceremeyip iflas ediyorlar. Ama bazı şehirlerde şu olabiliyor. Biz maliyetini kontrol edeceğiz bunun. Ve olimpiyatı düzenlemek hepimizin üzerinde anlaştığı, bundan alnımızın akıyla çıkmak hepimizin hemfikir olduğu bir iş. Bunu yapmak için de bu şehrin ulaşım alt yapısını yenilememiz lazım. Yeşil alanlarını yenilememiz lazım. Çeşitli sosyal faaliyet alanlarını arttırmamız lazım. Normalde bunları yapmak 10 yıllarca sürecek olan işler olurdu. Normalde o metro hattı oradan mı geçsin, buradan mı geçsin diye konuşa konuşa ömrümüz biterdi. Fakat şimdi olimpiyat yapacağız diye bunları tıkır tıkır yapar hale geldik. Olimpiyatları yaptık iyi oldu. Arkasından da bize hediyesi olarak çok daha yaşanabilir, çok daha iyi bir şehir kaldı. Bu koordinasyon kıymetli bir koordinasyon. Bunun denenmiş kötü bir örneği, İstanbul Finans Merkezi. İstanbul Finans Merkezi fikri de tam böyle bir şeydi. Hiç kimse çıkıp İstanbul finans merkezi olması demiyor. İstanbul Finans Merkezi de Türkiye’de birçok mali sektör reformunun, yeniliğinin, düzenleme değişmesinin, uygulama değişmesinin etrafında organize edileceği bir fikirdi. Kötü yapıldı, nihayetinde bir inşa projesine döndü. Bunun da birçok korkunç sonucu var. Bir kısmı Ankara’dan İstanbul’a yollanan kamu kurumlarının personelinin boşalması, bu kurumların iş yapamaz hale gelmesi, bir kısmı oradaki inşaatın kendisi vs. 

Ama enflasyonu düşüreceğiz diye yola çıkmak Türkiye’yi birleştiren bir şey. Zor olan birçok şeyi yapabilir hale getiriyor bizi. Bunu yapmak için neye ihtiyacımız var? Artık hepimizin ezberinde olan, bağımsız, güvenilir Merkez Bankası. Bu ezber yanlış değil, gerçekten bu şart. Bu şartı yerine getirmek de zor değil. ‘Türkiye’de sadece şu ankinden daha iyi merkez bankacılar var’ demek zorunda değiliz. Dünyanın en iyi merkez bankacılarından bazıları Türkiye’de. Bunlardan birinin konuşmasını az önce dinledik.

Bu insanları Merkez Bankasına getirmek, bağımsız bir Merkez Bankası ve bunun güvenilirliğinden faydalanmak şart. Kendisine para politikasında şöyle yap, faizi böyle yap diyen siyasetçiye, “ya kardeşim yok mu senin işin, sen kendi işini yap. Benim de burada Merkez Bankası kanunum var. Ben de bunun gereğini yapacağım” demeyen Merkez Bankacı zaten Merkez Bankacı değil. Burada önemli olan husus şu. Sadece bu   değişikliği yapmakla enflasyonu düşüremeyiz. Ali gitsin, Ayşe gelsin tamam. Ayşe’nin kim olduğu gerçekten de önemli. O insanın güven vermesi lazım. Merkez Bankası idaresinin güven vermesi lazım. Merkez Bankacılığı bir güven işidir. Ama bu güvenin siyasetten bağımsızlıkla, kendi başına enflasyonu düşüreceğine dair kendimizi aldatmamamız da lazım. Çünkü aklı başında bir Merkez Bankacı yaptığı işlerin sonuçlarının ne olduğunu düşünecek. Bu sonuçlar eğer ‘Benim enflasyonu düşürmek için yapacağım şey hazineyi batırır. Benim enflasyonu düşürmek için yapacağım şey mali sektörde kriz yaratır’ ise gene iş yapamaz hâle geliyorsunuz. Onun için de bütünsel bir değişiklik ve burada bir  koordinasyon elzem. Bu bakımdan Türkiye’de sadece Merkez Bankacıları değiştirerek bedavaya enflasyonu düşürebileceğinize dair kendimizi aldatmamamız gerekiyor. 

(Grafik 6) Gayet iyi bildiğiniz şeylerden bir tanesi Merkez Bankası’nın SWAP hariç net rezervleri. Bu nereden baktığınıza ve ne zaman baktığınıza bağlı olarak eksi 50 milyar dolar ile eksi 60 milyar dolar arasında gidip geliyor. Uluslararası konferanslarda bu konuları iyi bilen iktisatçılarla bunun nasıl negatif     olabildiğini konuşmak iktisatçı olarak eğlenceli, vatandaş olarak hicap verici bir şey. Neden böyle? Neden bu rezervler buraya geliyorlar? Yaptığımız kötü para politikasının sonuçları yaptığımız birçok kötü politikanın sonuçları kendilerini piyasalarda belli fiyatlar, ve belli şeylerin miktarları olarak gösteriyorlar. Piyasa böyle bir şey. O sonuçları beğenmiyoruz, beğenmediğimiz sonuçları politikaları düzeltmek yerine bu sonuçları doğrudan baskılayarak düzeltmeye çalışıyoruz. Kuru yükselten politikaları değiştireceğimize bu politikaları koruyup, kuru tutmak için rezervlerinizi satarsanız ortaya bu sonuç çıkıyor. Bunu beğenmeyip, bu sefer ‘Bu insanlar bu rezervleri niye alıyorlar? Yine ellerine nereden geçiyor? Krediden geçiyor. O zaman kredileri köstekleyelim’ derseniz, doğrudan bankalara müdahale etmeye başlıyorsunuz. Türkiye’de hemen her alanda bu şekil müdahaleleri görüyoruz. Bu bir komuta ekonomisi işi ve bu işler iyi yürümüyorlar. Türkiye’nin şu anda gittiği komuta ekonomisi yolundan düzenlenmiş bir piyasa ekonomisine tekrar dönmesi gerekiyor. Buradaki alternatifler Sovyetik bir komuta ekonomisi ile vahşi kapitalizm değil. Vahşi kapitalizm de hem etkinlik bakımından hem de adalet bakımından kötü çalışan bir sistem. Fakat doğru düzgün bir düzenleme ile yön verilmiş bir piyasa sistemi yürüyebilen bir şey. Zorluklar neler burada? Farz edin ki Merkez Bankası dedi ki “tamam biz artık bu şekilde piyasaya müdahale etmeyeceğiz, rezervlerimizi satmayacağız.” Satmadı. Ne olacak o zaman? Kur yükselecek. Nedir bunun sonucu? Kur Korumalı Mevduat ile şu anda kur düzeyi ile kamu sektörünün borcunu sürdürebilmesi, kamu maliyesinin durumu birbirine bağlanmış durumda. Bu yakın geçmişte yapılan şeylerle sadece birtakım şeyleri bozmakla kalmadık. Bozduğumuz şeyleri düzeltmeyi de zorlaştırdık ve maliyetli bir hale getirdik. Şimdi Merkez Bankacı artık bu kur yükselirse bunun hazineye getireceği yükü düşünmek zorunda. Bu bir kısıt. Böyle yapmasa, sadece rezervler üzerinden değil, peki o zaman faizi arttırayım, enflasyonu yüzde 80 olan ülkede yüzde 9 faizle iş yapmaya çalışmayayım ben dese, bu sefer şunu düşünmek zorunda. Faizi arttırdım, benim maliyem de bu faizle borç alıyor. O neye benzeyecek. Bankalara yüzde 12 faizle 10 yıllık devlet tahvili satılıyor. Regülasyon bankaları bunları almaya zorluyor. Dün yüzde 12 faizle bu tahvilleri almış olan bankalara bugün bu portföyü yüzde 30 faizle fonlayacaksınız dersek o bankalara ne olacak?  Hakan Hocanın da bahsettiği, makro ihtiyati endişe. Bu endişeler Merkez Bankası’nın bağımsızlığına, Merkez Bankacılığının güvenilirliğine dokunmayan, bunlar olduğu zaman dahi enflasyonu düşürmeyi zorlaştıran şeyler. Bunlardan kurtulmak zorundayız.

(Grafik 7) Dolayısıyla bu grafikte üstünde çok durmayacağım ama kamu maliyemizin de çok iyi durumda olmadığını görüyoruz. O kamu maliyesi endişesi de buradan geliyor. 

İhtiyacımız olan şey şu. Makro ihtiyati politikaların bir sahibi olması lazım. Şu anda yok. O Merkez Bankası da olabilir. Ama öyle olacaksa para politikası ile bunu yap derseniz eğer Merkez Bankaları ne onu, ne bunu yapabilir hale geliyorlar. Makro ihtiyati politikalar da sen de, finans sektörünün iyi işlemesini de sen sağla, bunları yapabileceğin şu araçları da sana verdim dediğin Merkez Bankası bir yanda bunu yapıyor. Bundan bağımsız olarak para politikası ile enflasyonu kontrol ediyor. Bu yapılabilir. Başta kamu maliyesinin ıslah olması lazım. Gene Faik Bey de bahsetti, Türkiye’de de bahsediliyor. Vergi reformu yapılmak zorunda. Gelir vergisi toplamak zorundayız. Fakat bunu söyleyen insanların çok büyük bir kısmı o gelir vergisini kendisinden başka insanlar ödeyecek zannediyor. Böyle değil. Gelir vergisi reformu yapıldığı zaman gelir vergisi toplanır hale geldiği zaman 85 milyon kişiye 18 yaş üstündeyse beyanname dolduracaksın. O beyannameyi takip edeceğim. Bu ülkede gelir nerede yaratılıyor, kim alıyor, nasıl paylaşılıyor, kim ne alıyor, kim ne veriyor takip etmek zorundayız. Bu bir toplumsal mutabakat gerektiriyor. Bunu enflasyonu düşüreceğiz diyerek yapmak o mutabakatı kolaylaştırıyor. 

Bir büyük hediyesi bu işi yapabilmek için ortaya çıkartmanız gereken sistem, doğru düzgün bir devlet.  Devlet dediğiniz şey, devlet kapasitesi biber gazı sıkmak değil. Hakikaten geliri takip edebilmek mesela, kendisi aldığı kararı uygulayabilmek. Bunu   yaptığımız zaman, Hacer Hanımın bahsettiği gelir aktarımlarını doğru yapabilir hâle geleceğiz. Çünkü kim gerçekten ihtiyaç sahibi, kim havadan ‘Bana da’ diyor, anlar hâle geleceğiz. Bunlar bizim için elzem şeyler. Bunları yaptığımız zaman, o zaman dönüp Merkez Bankası’na ‘Sen de işini doğru düzgün yap. Enflasyon düşsün’ diyebiliyoruz. O zaman Merkez Bankası bunu yapmaya kadir hale gelebiliyor. Bunların olduğu yerde enflasyonu kontrol edeceği yerde doğru düzgün büyümeyi düşünebilir hale geliyoruz. Maliye politikasının sürdürülebilirliği artık sorun değil, bunun üzerine “biz nasıl bir maliye politikası istiyoruz, kimden vergi almak, neye teşvik vermek istiyoruz, bu ülke için büyüme tahayyülümüz nedir, daha iyi bir eğitim istiyorsak bunu aynı okulları yıkıp yerine yeni inşaatlar yaparak mı yapacağız, öğretmen maaşlarını arttırarak mı yapacağız” bunları konuşabilir, düşünebilir hale geliyoruz.  

Şunu özellikle söylemek istiyorum. Türkiye gerçekten iktisat politikası uzmanlığı çok olan, bu uzmanı çok olan, beşeri sermayesi yüksek olan bir ülke. Para politikasında özellikle böyle. Tam da bu bakımdan varlık içinde yoklukla yaşıyoruz. Bu kadar uzmanlığın, bu kadar bilginin, bu kadar uygulama kültürünün olduğu bir ülkede bir kere daha bunları yapmıyor olmalıydık. Ama bu insanlar Allah’a şükür hayattalar ve hala bu ülkedeler. İyi iktisat politikası yapmak Türkiye’de hâlâ mümkün. Bunu yaptıktan sonra çok daha hızlı sadece çocuklarımıza yarar diye sevineceğimiz değil bizim de faydasını göreceğimiz daha müreffeh bir ülkede yaşamak da mümkün. 

Konuşmamdan umuyorum ki hatırlayacağınız şeyler şunlar olacaktır. Türkiye’de enflasyonu düşüren politika, sadece enflasyonu düşürmeyecek. Birçok şeyi birden ıslah edecek. Bu bedava değil. Bunun maliyetini ödeyeceğiz. O maliyet bir defa ödenecek. Ondan sonra faydası, nesiller boyu… O nesiller boyu faydayı da biz içselleştirmek zorundayız. Şu anda çektiğimiz eziyeti biliyoruz. Bunu yapmadığımız zaman başımıza ne geldiğini biliyoruz. İyi niyet elbette var. Ülkemiz için iyi şeyler istemek elbette var. Fakat size bunlarla değil, uzmanlıkla, Türkiye’de enflasyon düşer ve bu ülkede enflasyon düşecek, diyebiliyorum. Bunun nasıl yapılacağını biliyoruz. 

Zor değil. Tek uzmanı hatta en iyi uzmanı dahi ben değilim. Türkiye’de bunu çok iyi bilen insanlar mevcut. İhtiyacımız olan şey bunu yapacak niyet ve irade. Bunun etrafında baştaki maliyetini kaldıracak olan toplumsal mutabakat. Bunu yapacak bir ülke olduğumuzu düşünüyorum. Ve en nihayetinde, dönüp bakıp; Türkiye’de enflasyon düştü, Türkiye’de gelir dağılımı düzeldi, Türkiye’de büyüme arttı, Türkiye’den gitmiş olan insanlar bu ülkeye tekrar mutlulukla geri geldiler dediğiniz zaman; bu dünya değiştiği için olmayacak. Biz böyle yaptığımız için olacak.  

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: