İkinci Yüzyıl’da Dijital Dünya Üzerine

ALİCAN ÖZER

Franz Kafka’nın, Şato romanı, bürokrasi, yabancılaşma ve bireyle – iktidar arasındaki iletişimsizliği en çarpıcı biçimde anlatan romanlardan biridir. Romanda dönemin gözde iletişim aracı telefonla, devlet yönetimindeki isimlere ulaşmaya çalışan başkahraman K., şatoda yapılan aralıksız telefon görüşmelerinin telefonda bekleyenler için hışırtı ve şarkı gibi duyulduğunu belirtir ve ekler “Ama hışırtı ve şarkılar buradaki telefonların aktardıkları tek doğru ve güvenilir şeylerdir, bunun dışında kalan ne varsa sahtedir”. Maalesef aradan uzun yıllar geçse de, kamusal iletişim açısından birey ve yönetim arasında çok da değişen bir şey olmadı. Devletler dev şatolar-saraylar inşa etmeye, kitle iletişim araçlarıyla bireye ulaşmaya çalışırken, sanayi toplumu içinde giderek yalnızlaşan ve bireyselleşen insan da daha çok iletişimsizliğe mahkûm edildi. İmajlarla örülü yeni dünyada toplumlar için artık ortak bir gerçekten, uygun bir iletişimden bahsetmek mümkün değildir.

“Çağın iletişimini anlamak demek iktidarı ele geçirmenin yollarını da anlamak demektir”

İletişim profesörü George Gerbner, “İletişim araçlarının ortaya çıkardığı temel sorunlar, genellikle dünyaya yeni veya farklı bakış tarzlarıyla ilgili sorunlardır” der. Örneğin matbaanın ortaya çıkışı insanların kendi yaşam biçim ve deneyimlerinin ötesinde bilgi edinme kapasitesi ve hakkı, ayrıca kamusal bilginin üreteceği görüş noktasında bütün düşünceleri sarstı. Bugün geldiğimiz noktada bir kitle iletişim aracı olarak yıllardır anlamaya çalıştığımız televizyon ve televizyonun yarattığı etkiler bir kenara bırakılarak, sosyal medyanın ortaya çıkarmış olduğu yeni durumları, sorunları anlamaya çalışıyoruz. Aslında bunu anlamak demek, yönetimi ve iktidarı ele geçirme yollarını da anlamak demektir. Çünkü vatandaşın rızasını almanın ve iktidarı elde etmenin yolu her zaman iletişimle ilişkilidir. Kitle iletişim araçları da, modern toplumda kamusal iletişimin sağlıklı biçimde sağlanabilmesinin en önemli yolu olarak görülür. Ülkemizde de kamusal iletişimin sağlanabilmesi, sağlıklı bir toplumsal yapı için vazgeçilmez önemdedir.

“İnternete erişim yurttaşlık hakkıdır”

Öncelikli olarak 21. Yüzyılda sağlıklı bir kamusal iletişim kurulabilmesi için ülkemizde savunacağımız ilk hak, internete kolay erişim hakkıdır. İnternet erişimi, Birleşmiş Milletler tarafından 4 Haziran 2011’de “Temel bir insan hakkı” olarak kabul edildi. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne “Üçüncü Kuşak İnsan Hakkı” olarak dâhil edildi. Avrupa Konseyi, 19 Nisan 2011’de internete erişim hakkını temel bir hak olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ekledi. Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak bu anlaşmaların hepsine tarafız ve devletimiz iç hukuka uyarlama yükümlüğünü taşıyor. Ancak söz konusu düzenlemeler üzerinden yaklaşık 10 yıl geçmesine rağmen yurttaşlar bu hakka ulaşmakta sorun yaşıyor. Sorun sadece Türkiye ile sınırlı değil, koronavirüs salgını süreci gösterdi ki, aslında ekonomisi daha gelişmiş toplumlarda bile vatandaşların çoğunun internete erişiminde ciddi sorunlar var. Yaşanan kriz, ekonomik olarak toplumsal sınıflar arasındaki bilgisayara, internete erişmedeki derin uçurumu gözler önüne serdi. Salgın süreciyle birlikte ilk olarak karşılaştığımız sorunlardan biri öğrencilerin eğitiminde yaşandı. Devletler vatandaşların en temel hakkı olan eğitim hakkını internet ve televizyon aracığıyla sağlayacaklarını taahhüt ettiler ancak ülkemizde milyonlarca çocuk eğitime ulaşmakta zorluk çekti. İnterneti bırakın, binlerce çocuğun evinde televizyonu bile olmaması kapitalist sistemin kriz anına kadar üstünü örttüğü derin ekonomik eşitsizliği acı şekilde ortaya koydu.

“Vatandaşın internete kolay erişimini sağlayabilmek ve vatandaşlara internette işlem yapabilme becerisini kazandırmak devletlerin en asli görevidir”

Günümüzde vatandaşların, devletle ilişkilerinde evrakların yerini çevrimiçi hizmetler aldı. İçişleri Bakanlığımız da bu bağlamda Türkiye’de birçok hizmeti devreye soktu. Ancak hizmeti devreye sokmak bir devlet için yeterli değildir. Bunun yanı sıra devletlerin vatandaşın internete kolay erişimini sağlayabilmek ve vatandaşlara internette işlem yapabilme becerisini kazandırmak en asli görevidir. Bugün Türkiye’nin geleceğinin teminatı çocuklarımızın eğitimleri sırasında kodlama, robotik, siber güvenlik, blok zinciri, yapay zekâ konularında mutlaka eğitilmesi gerekiyor. Çünkü gelecek süreçte bu konularda bilgi sahibi olmak daha büyük önem kazanacaktır. Ancak Türkiye’de bugün bu yönde bir çaba maalesef göremiyoruz.

İnternete erişim hakkının yanı sıra devletlerin ağ tarafsızlığı, hizmetlere, uygulamalara tam erişim noktasında da vatandaşlarına özgürlükler sağlaması gereklidir. Ancak Türkiye’de özellikle internet sitesi, internet sitesi içeriği, sosyal medya paylaşımı engelleme oranlarının yüksekliği, ağ tarafsızlığına gölge düşürmektedir.

“Sosyal medyanın ilk yarattığı kriz demokrasi krizidir.”

Sosyal medyanın hayatımızı büyük ölçüde etkiler duruma gelmesiyle birlikte başta iletişimin içindeki halkla ilişkiler, gazetecilik faaliyetlerini kökten dönüştürmesinin yanı sıra, demokrasi, insan hakları ve hukuk bağlamında da ciddi tartışmalara yol açmıştır. Sosyal medya o kadar önemli bir hale gelmiştir ki devletlerin kurumsal iletişimi bile büyük ölçüde sosyal medyaya taşınmıştır. Sosyal medya yarattığı fırsatların yanı sıra birtakım krizleri de beraberinde getirmiştir. Sosyal medyanın ilk yarattığı kriz demokrasi krizidir. Yönetenler demokratik düzenlerde meşruiyet kaynağını halkın verdiği oylardan almaktadır. Tarihi süreçte yönetilenler de, yönetenlerden kanuni olarak ifade özgürlüklerini kazanmışlardır, hatta bu özgürlüklerin yönetenler tarafından keyfi bir biçimde kısıtlanması halinde yönetilenlerin sokağa çıkarak direniş göstermesi de pek çok demokratik devletin hukukuna göre meşrudur. Halkın kendi kendini yönetmesi olarak tanımlanan Cumhuriyet yönetimlerinin, aslında tanımda anlatıldığı gibi kolayca halkın kendini yönetmesi olmadığını tarihte acı örnekleriyle gördük. Çünkü demokratik sistemler, sistemsel bir kusur olarak çoğunluğun ya da kendilerini çoğunluk diye kabul ettirmiş olanların istemiyle yönetilmektedir. Bu durumda da yetkinin kötüye kullanımı sorunu ortaya çıkar. Tarihsel deneyim bize gösteriyor ki halkın oyunun çoğunluğuna sahip olanlar genellikle tanrısal bir güçle yanılmazlık yeteneğinin de kendilerine verildiğine inanırlar ve tartışmaları yasaklama, engelleme yoluna giderler. Sağduyu kaybolur, kulaklar karşı tarafa kapatılır. Oysaki bireyler yanılabildiği gibi, dönemlere göre doğrularda değişmektedir. İyi ve demokratik bir ülke yönetimi için farklı düşüncelerin bir arada yaşadığı bir ortamı yaratmak mecburiyettir. Zorba uygulamalar sebebiyle demokrasiler içinde yaşayan yurttaşlar tarihsel süreçte kendilerini yönetenlere karşı ölçülü önlemleri arttırdılar. Ancak bu ölçülü önlemler daima oluşan toplumsal yapıya göre farklılaşmaktadır. Yani tarihsel olarak evrilmektedir. Çağdan çağa toplumsal sorunlar ve yönetenlerin yönetilenler üzerinde tahakküm biçimleri değişiklik göstermektedir. Tarihsel süreçte demokrasi içinde elde edilen kazanımlar sürekli olarak güncellenmelidir. Bu da ancak demokrasiyi yaşatan toplumların çağı anlaması ve yaşadığı çağın içinde kendi özgürlüğünü ortaya çıkarmasıyla mümkün olur. İşte bu sebeple dijital dünyanın getirmiş olduğu imkânları ve yarattığı yeni toplum biçimini çok iyi anlamalı, özellikle hukuk alanını da buna göre yeniden tanımlamalıyız.

“Bir imkan olarak sosyal medya insanların ufuklarını genişletmiyor aksine yankı odalarında konforlu bir hayat sunuyor.”

Akışkan modern toplum içinde artık bütün kesinlikler çökmüş, insanların belirsizlik ve kaos içinde kendilerine bir kimlik yaratma çabaları ön plana çıkmıştır. Yeni toplum düzeninde bireyselleşen ve giderek yalnızlaşan insanlar genellikle sığınabileceği bir toplum da bulamadığından, küçük cemaatler içinde kendilerini var eder hale gelmiştir. Bu yeni ilişki ağlarını insanlara sağlayan da sosyal medyadır. Sosyolog Bauman’ın tespit ettiği gibi insanlar artık yeni sosyal ağlar içinde ilişkilerinin kontrolünün kendinde olduğunu hissetmektedir. Dilediği arkadaşı ekleyip, dilediğini çıkarmayı önemseyen insanlar aslında sosyal diyalogların getirmiş olduğu iletişim ortamından büyük ölçüde uzaklaşmaktadır. Sosyal medya insanların ufuklarını genişletmemekte tam aksine aslında kendi yankı odaları içinde kendilerine konforlu bir hayat yaratmaktadır. Dijital dünya, insanlara gerçek hayattan çok uzakta olan, yaşamaktan çok zevk aldığı bir imajı bedava sunmaktadır. Gerçek hayatın içindeki, gerçek sosyal ilişkilerin risklerinden, korkularından ve zararlarından uzakta bir yaşam… Üstelik insanlara yayınladıkları dijital fotoğraf ve videolarla gerçek dünyada hiç olmadıkları bir imajı da arkadaş çevresine sunma imkânını sağlamaktadır. Ancak son dönemde yaşanan bazı olaylar, aslında sosyal medya içinde üretilen bazı fotoğraf ve videoların kötü amaçlarla farklı bir gerçeklik yaratmak için nasıl kullanılabileceğini de gösterdi. Büyük bir özgürlük vaadiyle sunulan sosyal medya platformları insanları gerçeklikten uzaklaştırarak, bir tutsaklığın içine sürüklemektedir. Çünkü özgürlük, gerçeklerden kaçmak değil onların üzerine gitmekle mümkündür. Sosyal medya, özgürlük yerine özgürlük vaadiyle insanları kendi kapanına kıstırmaktadır.

“Sosyal medya platformlarının topladığı veriler özellikle müşteri kazanmaya çalışan şirketlerin iştahını kabartıyor.”

Geçtiğimiz aylarda milyonlarca insanın kullandığı whatsapp mesajlaşma programının kullanıcı verilerini toplayacağı ve kullanacağına dair haberler çıkmasıyla birlikte insanlar içine düştükleri tuzağın farkına varmaya başladılar. Umursamazca birbirlerine gönderdikleri kişisel, belki de mahrem bilgilerinin birilerinin elinde olabileceği düşüncesi ve bu bilgilerin birileri tarafından gün geldiğinde kötüye kullanılabileceği kuşkusu herkesin zihninde korku yarattı. Büyük veri meselesi yaklaşık on beş yıldır hararetle konuşulan bir mesele. Sosyal medya platformlarının topladığı veriler özellikle müşteri kazanmaya çalışan şirketlerin iştahını kabartıyor. Çünkü şirketler için her zaman tüketiciyi doğru tanıma en temel problemlerden biri olmuştur. İnsanların neredeyse 24 saatini takip eden, beğeni ve eleştirileri hakkında veri toplayan programlar kuşkusuz insanlar hakkında çok değerli bilgiler edinmektedir. Öncelikli olarak büyük veri konusunda istatistiksel çerçeveden konuyu değerlendirdiğimizde, büyük veri meselesine, uzmanlar tarafından gerçeği bilmek için abartılı bir önem atfedildiğini düşünüyorum. Çünkü istatistik biliminin de kendi kuralları içinde belli sınırları vardır. Analiz edilebilecek girdi de sınırsız değildir. Büyük veri üzerinden yaptığı tahminlerine çok güvenenler olacaktır ancak gerçeğin ne olduğunu da tam bilemediğimizden, kapitalist dünyada bunlar biraz da reklam sosuna batırılarak, ne yapacağını bilmeyen yatırımcılara pazarlanmaktadırlar. Yani verileri toplanan vatandaşların içine biraz su serpmek gerekirse, sizi tamamen anlamaları mümkün değil, diğer taraftan piyasa içinde rol alan yatırımcılar da rahatlamasınlar, piyasa içinde insan tercihlerinin muğlaklığı sorunu hala çözülebilmiş değil. Yine de verilerini sosyal medya platformlarının kaderine terk edenler artık paylaşım yaparken iki kere düşünmeli… En azından veri güvenliği meseleleri çözülene kadar… Önümüzdeki yıllarda veri güvenliği giderek artan bir öneme sahip olacaktır. Veri güvenliğiyle ilgili özellikle ülkemizin alacağı çok yol var. Türkiye’de Kişisel Verileri Koruma Kurulu kurulmasına rağmen, bu kurumun teknik anlamda ceza verecek kanıtları oluşturma noktasında sıkıntıları olduğu aşikârdır. Dünyadaki gelişmeler takip edilerek veri güvenliği konusuna ciddi önem verilmelidir. Günümüzde Türkiye dışında da ciddi güvenlik açıklarının olduğunu, veri sızıntılarının yaşandığını gözlemliyoruz. Bu konuda dünyanın da kat edeceği çok yol var.

“Kapitalist sistem içinde bilginin ne’liği sorunu, her zaman kapitalizmin faydasına olanın doğruluğu üzerine çözülmüştür.”

Sosyal medya gerçeği değil, imajı üretir. İmajlar ürettiği için bu noktada sosyal medyada hangi bilgi doğru sorunsalı ortaya çıkmaktadır. Kapitalist sistem içinde bilginin ne’liği sorunu, her zaman kapitalizmin faydasına olanın doğruluğu üzerine çözülmüştür. Kapitalist sistem bilgiyi tartışma yerine kendine yarar sağlaması açısından, evrensel ve özgül önermeler arasında akıl yürütme ve sebebini bilme üzerine kurulu bir teori üzerinden bilginin doğruluğunu teyit eder. Kapitalist sistemin sosyal medya kurulduktan sonra özellikle doğru bilgi noktasında düştüğü kriz, aslında kitle iletişim araçları arasında televizyonlar, radyolar, gazeteler üzerinde kurduğu hegemonyayı sosyal medya üzerinde kuramamasından kaynaklanmaktaydı. Sosyal medya platformlarına herkes ücretsiz ve hızlı bir şekilde üye olabilmekte, kendi düşüncelerini dilediği gibi yazabilmektedir. Platformların arama motorları sayesinde de insanlar bu bilgilere ulaşabilmekte ve paylaşımları bir gerçeklik olarak alımlamaktadırlar. Sosyal medyanın hayatımıza ilk girdiği yıllarda bireyleri, toplumları özgürleştiren bir araç olarak görülmesi aslında devlet kontrolünden uzak olmalarından kaynaklanmaktaydı. Yıllar geçtikçe sosyal medyanın önemli bir kitle iletişim aracına dönüştüğünü gören devletler, hem sosyal medyayı, hem de sosyal medya şirketlerini kontrol altına almak için çabaya giriştiler.

Bugün geldiğimiz noktada bunu da büyük ölçüde başarabildiklerini gözlemlemekteyiz. Son yıllarda devletler öncelikle, sermayesi küresel dünya borsalarında akan sosyal medya şirketlerini vergilendirme ve kontrol altına alma yoluna gittiler. Zor da olsa ABD’nin öncülük ettiği yaptırım gücü bugün dünyada pek çok devletin sosyal medya yasaları çıkarmasına öncülük etti. Özellikle sosyal medya şirketlerinin dünyanın çeşitli ülkelerinde temsilcilik açması demek, kullanıcı bilgilerinin devletle paylaşılması noktasında şirketlerin elini zora soktu. ABD seçimlerinde Trump’ın sosyal medya hesaplarının kapatılması vakasında, ifade özgürlüğü noktasında da artık şirketlerin devletlerin kararlarından yana tavır alacağını ortaya koydu. ABD’de Twitter ve Facebook’un Trump’ın hesaplarını kapatacak kadar siyasete müdahalesi ve gücü, regülasyonun şirketler yönüyle de tartışılması gerektiğini gösteriyor. Sosyal medya yapısından kaynaklı algoritmalar, filtre balonları giderek sosyal medyanın da belli eller tarafından şekillenmesine ve eski özgür ortamının yok olmasına sebebiyet verdi.

“Sosyal medyanın kamusal alanı

sahtedir”

Sosyal medyayla yeni kurulan kamusal alansa sosyolog Habermas’ın bahsettiği kamusal, sınırlanmış ve özgürleştirmeci bir alan olmaktan çok uzaktadır. Toplumsal meseleler algoritmaların, filtre balonlarının robotlarla beslendiği tamamen sanal bir kamusal alanda tartışılır. Hangi sosyal medya etiketinin daha çok desteklendiğine bağlı olarak toplumsal kanaatler oluşur hale gelmiştir. Bu durumda artık etik ve yasayla yönetilen bir toplumsal hayattan da bahsedemeyiz. Uzmanlar ve kanaat önderlerinin etkileri giderek çökmektedir. Yeni kanaat önderleri sosyal medya trendlerini en iyi yakalayan kişilerdir. Bu dünyada oluşan bütün kanaatler sahtedir. Sosyal medyayı yöneten güçlerin gücüne, teknik imkânlarına göre belirlenmektedir. Bu kamusal alan Habermas’ın bahsettiği kamusal alanın bir simülasyonu bile değildir.

“Kontrol edilemez bir platform olan sosyal medyayı sadece yasalarla düzene sokmaksa neredeyse imkânsızdır.”

Dijital dünyanın gelişmesi devletlerin mücadele alanını ve mücadele konularını da genişletmiş oldu. Devletler bugün artık sadece basılı kaynaklarda değil, dijital kaynaklarda da nefret söylemi, etnik söylem, terörizm, çevrimiçi dolandırıcılık, hackerlık, suç örgütü oluşturma gibi pek çok suçla mücadele etmek zorundadır. Bunun yanı sıra diğer devletlerle siber savaş konusunda da mücadele edebilir hale gelmelidir. Bu mücadele kuşkusuz zorlu bir mücadeledir. Çünkü çoğu devletin henüz bu alan için yetişmiş yeterli personeli yoktur. Kontrol edilemez bir platform olan sosyal medyayı sadece yasalarla düzene sokmaksa neredeyse imkânsızdır. Ülkemizde de daha etik bir dijital dünya için yeşil benek gibi çeşitli projeler devreye sokuldu ancak bu uygulamaların sosyal medya ruhuna uygun olmadığı kısa sürede görüldü. Ancak bu çabalar toplumun sağlıklı gelişimi için daha profesyonel ve sosyal medyanın ruhuna uygun bir biçimde devam etmelidir.  Sonuç olarak dijital dünya artık toplumsal hayatın vazgeçilmez bir parçasıdır. Başta iletişim olmak üzere, pek çok hizmetin dijital dünyaya taşınması, hız, kolaylık ve ulaşılabilirlik açısından avantajlar sağlasa da aslında pek çok problemi de beraberinde getirdi. Yaşanan her dönüşümün sancıları olacaktır. Önemli olan yaşanan problemleri doğru tespit edip, etkin çözümler bulabilmektedir. Yeni dijital dünyaya uyum sağlamak için de yapacağımız ilk iş bu yeni dünya konusunda yurttaşları bilinçlendirmek ve eğitmektir. Bunun yanı sıra giderek bilginin tekelini ele geçiren büyük şirketlere karşı gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasıdır. Bunlar da sadece dönüşüm sürecindeki yol kazalarını azaltabilir. Çünkü yeni dünya, yeni durumlara tam hâkimiyeti sağlamaya çalışacakken elimizden kaçıp kurtulan, rasyonel kararlara aldırmayan bir dünyadır. Tam alıştık derken dünya yeni bir evreye doğru kuşkusuz evrilecektir. Kamusal iletişimden bize kalansa Kafka’nın kahramanı K.’nın anlattığı hışırtı ve şarkı bile değildir, onların bir imajıdır artık…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: