DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE’DE KÜRT SORUNU OLMAZ!

NECDET SARAÇ

Hayat kağıt üzerinde yazanla, gerçek arasındaki farkı her zaman bize yaşatarak öğretir. Haklı olarak fazlasıyla eleştirdiğimiz ve değiştirilmesini istediğimiz mevcut Anayasa ve kanunlarda bile Türkiye’de yurttaşlar eşit, eşit yurttaşlık var! “Eşit yurttaşlık” ve “eşit muamele” Anayasa ve kanunlarda tanınıp kabul edilen iki önemli kavram!
“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir… Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür… Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar” diyen Anayasa’nın 10. Maddesi “eşit yurttaşlığın” önemine vurgu yapar. Yine Anayasa’nın 13. Maddesi bu yaklaşımı besler, 24. Maddesi “zorunlu din dersi” sorununa rağmen “din ve vicdan hürriyeti” açısından “eşitlik” vurgusu yapar…

“Genel teori” ve işin mantığı, bir yurttaşın diğer yurttaştan üstün olmadığı, devletin yurttaşlara yönelik tarafsızlık ilkesinden taviz vermemesi gerektiği üzerine kurgulanır, yasamada, yürütmede, idarenin ve yargının karşısında eşit olabilme ve eşit muamele görebilme hakkının altı çizilir. Ancak Anayasada ve kanunlarda yer alan eşitlik ilkesi uygulamada böyle olmaz, eşitlik de kağıt üzerinde kalır. Kanun devleti olmak da hukuk devleti olmaya ve eşit yurttaşlık uygulamasına yetmez! Kanunda olan sokakta uygulanmayınca yurttaş kendisini ne güvende hisseder ne de eşit…

Bugün toplumsal barış deyince akıllara Kürt meselesinin ilk sırada gelmesinin en önemli nedeni de budur! Eşitlik mesesi yalnızca kanunda yazmakla olmaz, duygusal, psikolojik, siyasi, kültürel olarak da hissedilmesi gerekir. Siyasi iklim buna uygun olmalı, çünkü eşit yurttaşlık ilkesinin en önemli dayanağı adalet ve özgürlüktür.

Açık ki, geçmişi 160-170 yıl öncesine gidiyor olsa da, eğer bugün Türkiye eşit yurttaşlar ülkesi ve evrensel ölçülerde bir hukuk devleti olsaydı şiddet sarmalında bir Kürt sorunu olmaz, on binlerce insanımız ölmezdi!

Şu ana kadar uygulanan farklı kimlikleri tekleştirici ve baskıcı politikalar, Kürt sorununu bir “geri kalmışlık” olarak sunmuş, “ayrılıkçılık/bölücülük” üzerinden yorumlamış ve her dönem “güvenlikçi” bir yaklaşımla ele almıştır. Siyasi iktidarlar durumu anlamak ve çözüm üretmek yerine, seçimle işbaşına gelen belediye başkanlarını görevden almış, kayyum atamış ve hep “onların” adına roller üstlenmiş, onlara sormadan kararlar vermiştir. Susurluk’tan sonra şimdi de Sedat Peker’in itiraflarından bir kez daha görüyoruz ki, devlet hukuk devleti olmaktan uzaklaştıkça, Kürt meselesi başta olmak üzere bu ve benzeri sorunlardan beslenen, bu sorunları siyasi ve ticari bir alana dönüştüren çıkar grupları, mafyatik yapılar, tarikatlar bu sorunların çözülmesini istemek bir yana varlığını koruması için özel çaba harcamışlardır. Oysa tarih bize 1920 Kurucu Meclisi’nde olduğu gibi çözüm için hep farklı olanı işaret etmiştir.

1920 MECLİSİ BUGÜNE IŞIK TUTUYOR

1876 ve 1908 Osmanlı Meclis-i Mebusanları etnik ve dini temsiliyetleri kapsar, ancak temsiliyete, “eşit yurttaşlık” yaklaşımına uygun önemli örnek 1920’de Kurucu Meclis de olan Büyük Millet Meclisi’dir. 23 Nisan 1920’de toplanan ve isminde henüz “Türkiye” olmayan “Büyük Millet Meclisi” bütün livalardan seçilerek gönderilmiş 5 temsilciden oluşur. İstanbul’da kapatılmış, faaliyetleri durdurulmuş olan ancak Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen Meclisi Mebusan üyeleri de Büyük Millet Meclisi’nin doğal üyeleri olarak kabul edilir.
İlk mecliste açılışa 115 milletvekili katılmış, daha sonra Ankara’ya gelenlerle bu sayı 380 olmuştur. % 44’ü hükümetten, % 56’sı da “halk tabakasından” seçilenlerden oluşan mecliste Türk, Kürt, Laz, Çerkesler vardır, Sünni tarikat şeyhleri, Alevi-Bektaşi Postnişinleri vardır. Meclis bileşiminde Cumhuriyetçilerden ithalatçılara, sosyalistlerden Halifeyi ve Hilafeti kurtarmak isteyenlere kadar geniş bir temsiliyet vardır. 115 memur kökenli milletvekilinin olduğu mecliste, o dönemki kullanıldığı şekliyle, 61’i Sarıklı Hoca, 8 Tarikat Şeyhi, 51 asker, 46 çiftçi, 37 tüccar, 29 avukat, 15 doktor ve 10 aşiret reisi ağa vardır.

101 yıl önce henüz cumhuriyet bile ilan edilmeden başarılan ve Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923’de “mahalli muhtariyetler teşekkül edecektir” dediği ve arkasından “Büyük Millet Meclisi hem Kürtlerin hem de Türklerin sahibi vekillerden oluşmuştur, bu iki unsur bütün çıkarlarını ve kaderlerini birleştirmiştir. Yani onlar bilirler ki, bu ortak bir şeydir. Ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olmaz” diye vurguladığı bu önemli belirlemeden 98 yıl sonra bugün fazlasıyla geri düşülmüş, etnik yada dini kimlikler arasındaki “sınır çizgileri” sürekli arttırılmış, sınırlar bilerek ve isteyerek kalınlaştırılmış, Anayasa’da da yer almasına rağmen eşit yurttaşlık uygulaması yerine dayatma ve baskıyı buluşturan tekçi anlayışları öne çıkartılarak eşit yurttaşlık “yok” sayılmıştır. Yetmemiş, bırakınız Avrupa Yerel Özerklik Sözleşmesini ve yerelde mali ve idari özerkliğin öne çıkartılmasını, Kürtlerin özdeşleşen ve HDP’den seçimi kazanarak işbaşına gelen Diyarbakır, Van, Hakkari, Mardin, Kars gibi bütün illerin Belediye Başkanları görevden alınmış, kayyum atanmıştır…

SORUNU CHP ÇÖZER

Şiddetin ve terörün arttığı, her fırsatta çatışmayı tırmandıran anlayışların hakim hale geldiği 1980’lerden itibaren Kürt mesesinde kalıcı ve köklü bir çözüme ulaşılmaması için içerden ve dışarıdan bir çok siyasi aktörün bilerek ve isteyerek devreye girdiği kesindir.
2010’lardaki “Çözüm Süreci” sırasında ve sonrasında açıkça gördük ki, AKP-MHP Bloku Kürt meselesinin kalıcı çözümünü istemiyor, tam tersine HDP’nin şeytanlaştırılma çabası, kapatılma istemleri öne çıkıyor. İktidarın çeşitli güçlerle paylaşılmış olması, silah ticaretinden petrole, uyuşturucudan insan kaçakçılığına kadar milyarlarca doların döndüğü bir pazarın varlığı, ülkemizde ve bölgemizde dinin ve milliyetçiliğin çok kullanışlı olması çözümü “karşılıklı” olarak sürekli öteliyor, hepimizi bu ve benzeri sorunlarla yaşamaya mahkum ediyorlar…

Mevcut iktidar ile PKK arasına sıkışan/sıkıştırılan Kürt meselesinin çözümü için bir üçüncü güce ihtiyaç vardır. Bu üçüncü güç çok açık ki CHP’dir. Türkiye’nin kurucu partisi CHP devreye girmeden Kürt meselesi çözülmez…
Kamuoyunda, hem iktidarın hem de Kürt hareketinin yarattığı algının tam tersine CHP bu sorunun da, inanç özgürlüğü sorununun da çözümünde doğru ve objektif çözüm önerileri olan partidir. Burada asıl sorun CHP’nin kendi yazdığı, ilan ettiği parti politikalarını kısık sesle savunması ya da daha doğru bir ifadeyle, 20 yıllık AKP iktidarının “ideolojik hegomanyasının” da etkisiyle CHP temel tezlerini yüksek sesle açıklayamıyor! İkinci Yüzyıl Dergisi’nin bu sayısında da yer alan “CHP Kürt sorunu için ne diyor” bölümü incelendiğinde bu açıkça görülmektedir.

Atatürk’ün 1920’lerde belirttiği gibi “bu iki unsur bütün çıkarlarını ve kaderlerini birleştirmiştir!”

12 Eylül 1980’de darbeciler tarafından kapatılan CHP’nin yerine kurulan SHP’nin 1989 Kürt Raporu’nda da, CHP’nin 2008’de yenilenen programında da, en son 2018 Seçim Bildirgesi’nde ve 2020 “İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi”nde de CHP şeffaf, demokratik ve meclis üzerinden yürüyen müzakere yöntemleriyle “eşit yurttaşlık” üzerinden ciddi çözümler önermiş, yerel idarenin önemine vurgu yapmıştır.

Parti programında “CHP devletin etnik farklılıklar üzerine politikalar oluşturmasını benimsemez. Devletin vatandaşların etnik kökenini, dinini ve mezhebini görmeyen, bütün vatandaşlara eşit davranan bir yapıya sahip olmasını savunur. CHP’nin entegrasyon anlayışı farklı etnik kimliklerin ve inançların ortadan kaldırılmasını değil, onlara saygı göstererek ülke bütünlüğünün ulus devlet anlayışı ile korunmasını öngörür. Demokrasilerde devletin etnik kimlikleri yok sayma hakkı yoktur” tespiti yapan CHP, daha sonra CHP olarak da imza attığı SHP’nin 1989’da yayınladığı “Doğu ve Güneydoğu Sorunlarına Bakış ve Çözüm Önerileri Raporu”nda bu anlayışı şöyle geliştirir:

“Sosyal Demokrat Halkçı Parti olarak, ulusal sınırlar içinde yaşayan insanlarımızın dil, din, mezhep ve etnik farklılıklarını ortadan kaldıracak zora dayalı, baskıya dayalı; bir etnik yapının, bir mezhebin, bir dinsel inancın çıkarına dayalı politikaları, uygulamaya koyma girişimleri yanlıştır.

Devlet, toplumdaki etnik farklılaşma ile mezhep farkları ile ilgilenmez. Öyle bir farklılaşmada taraf tutmaz, bütün yurttaşları Cumhuriyetin eşit haklı üyesi olarak görür, sorunlar ve sıkıntılar demokrasi kuralları tam işletilerek çözülür…

Devlet, “terör tuzağına” düşmemenin yollarını bulmalıdır. Teröre karşı olgun, soğukkanlı, kendine güvenen, halka güvenen, hiçbir zaman temel ilkelerden, temel ölçülerden sapmayan anlayışı ve politikayı devlete egemen kılmak gerekir. Olaylara demokratik kuralların zorunlu kıldığı politikalarla yaklaşmak esas olmalıdır. Terör eylemlerini etkisiz kılmada en büyük güvence, bölgede yaşayan halkın tutumudur. Olayların ve sorunların halkla ve halkın desteğiyle aşılabileceğine inanıyoruz…
Kürt kimliğini kabul ederek kendine Kürt kökenliyim diyen yurttaşlara, bu kişiliklerine hayatın her alanında istedikleri gibi ve özgürce belirtme hakkına sahip olmaları olanağı sağlanacaktır. Bu çerçevede anadil yasağı ile ilgili her türlü yasal düzenleme yürürlükten kaldırılacaktır…”

1989’da bunu söyleyen CHP, 2015 ve 2018 Seçim Bildirgeleri’nde 1989 raporundan daha ileri bir tutum almış ve şunları söylemiştir:

“Kürt Sorunu’nun barışçı bir yönde kalıcı ve nihai biçimde çözülmesi, tüm Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarını kenetleyecek bir güven, dayanışma ve kardeşlik ikliminin yaratılmasıyla mümkündür…

Devlet yönetiminin her aşamasında, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı ortak paydasını esas alacağız… Ayırım yapılmasını, kamplaştırma ve kutuplaştırma siyasetini ortadan kaldıracağız… Kayyum uygulamasına derhal son vereceğiz. Yerel yönetimleri atanmışların değil seçilmişlerin idaresine bırakacağız…
Kürt Sorunu’nu eşit yurttaşlık ilkesi ve diyalog temelinde, salt güvenlikçi anlayışa teslim olmaksızın, cesaret ve kararlılıkla, TBMM’de tüm siyasi partilerin katılımıyla, partizan çıkarlara kurban etmeksizin, samimi ve şeffaf bir biçimde, toplumsal uzlaşıyla çözeceğiz…”
CHP bu temel yaklaşımını da Anadilin öğrenimi hakkından mayınlı arazilerin temizlenerek topraksız köylülere dağıtılmasına, Faili meçhul cinayetlerde zaman aşımını kaldırmadan yörelerin özgün isimlerinin iadesine, Dersim Olayları ile ilgili tüm devlet arşivlerini açılmasından Diyarbakır Cezaevi’ni müzeye dönüştürmeye kadar bir dizi somut çözüm önerisi de sunmaktadır.

CHP ÖNE ÇIKMALI

CHP Kürt sorunun çözümü konusunda üzerindeki “ürkekliği” atarak öne çıkmalıdır. CHP’yi böylesine önemli ve tarihi bir sorumluluk bekliyor. Aslolan ülkenin birliği ve bütünlüğü ise bu ancak CHP’nin kendi yazılı belegelerinde söylendiği gibi özgürlükçü ve çoğulcu bir demokrasi ile sağlanabilir. Bunun için farklı kimliklerin, inançların ve yaşam tarzlarının kendilerini ifade edebilmesi, özgür ve eşit hissetmesi kaçınılmaz bir ön şarttır!

Özellikle 1990 sonrası bir kez daha yaşayarak gördük ki, ister etnik, isterse inançsal olsun, kimlikler üzerinden demokrasi inşa edilemez. Türkiye Cumhuriyeti’nde eşit yurttaşlık da ancak bütün etnik ve dini kimlikleri aşarak sağlanabilir. Eşit yurttaşlığın ve demokrasinin olduğu yerde de Kürt sorunu da olmaz, Alevi sorunu da olmaz! Ve tabi Türk ve Sünni sorunu da!

Hatırlatmak da yarar var ki; 23 Nisan 1920’de işgal koşullarında oluşturulan Kurucu Meclis de, 29 Ekim 1923’de ilan edilen Cumhuriyet de “ortalama aklın” değil “aykırı aklın” ürünüdür!

Mustafa Kemal Atatürk, İstanbul’un anahtarını İngilizlere teslim eden hilafetçilere ve mandacılara göre “aykırı aklı”, değişimi temsil ediyordu! Atatürk “aykırı akıl yerine ortalama aklı” temsil etseydi, ne Kurtuluş Savaşı, ne de Cumhuriyet olurdu!

İkinci yüzyılda Kürt meselesini çözmek, laikliği ayakları üzerine dikmek, cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak için “aykırı akla” fazlasıyla ihtiyaç var! Çünkü “aykırı akıl” aynı zamanda cüretkar ve kararlı akıldır; devrimcidir, değiştirir ve dönüştürür!

Birisi “” üzerinde düşündü

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: